Hz. Mevlana aklına geliyor, onunla Hz. Şems'in dostluğunu bile çekemedi bu halk! Hz. İsa'yı çarmıha geren bir topluluk! İnsanların en yücesi Hz. Muhammed'i taşlayan bir grup! OSHO bile sakin sessiz bir ülkede yaşayamadı!
Kim akıllı, kim deli? Necip Fazıl'ın Çile şiirinde dediği gibi "Al sana hakikat, al sana rüya! İşte akıllılık, işte sarhoşluk!"
Akıllı ile deliyi, hakikat ile rüyayı, akıllılık ile sarhoşluğu karıştırıyorsun! Bu yüzden gurbettesin, bu yüzden özlemdesin, bu yüzden gerçeklerden kaçıyor hayallerde yaşıyorsun!
Gurbet, gariplerin yaşayışıdır, hüzünlüdür. Hüzünlü gurbettir!
Mesnevi'den söyleneni düşünüyorsun:
"İşit neyden nasıl hikayet eder; durmuş ayrılıktan şikayet eder."Hemen hemen, kaldırımların kara sevdalı eşi Necip Fazıl da aynısını söylüyor, hoşuna gidiyor, gülüyorsun:
"Ben gurbet rüzgarının üflediği kamışım...Bir zamanlar İlhan Şeşen dinliyordun, sonra Zara'dan da dinledin, o zamanlar yine gurbette idin:
Bir su başında mahzun, yapayalnız kalmışım."
"Ben bir gurbet türküsünde, akşamın mavi örtüsündePeki, ya o her an gözleri ıslak sarışın kadının masa başında söylediği şey hüzünlü değil miydi? Hep gidişlerden dem vuruyordu, gurbetten bahsediyordu ve bakışlarını kaçırıyordu:
Öyle durdum bekliyordum geçmeyenler köprüsünde
Ten kokunu duyuyordum, yolların saç örgüsünde.
Ah şu eller eller eller, gurbet eller, yetti gayrı
Birbirini çok sevenler, böyle durmaz ayrı ayrı.
Sen bir yerde ben bir yerde, ayrı düştük aynı yerde.
Senden önce bilmiyordum, şimdi düştüm ben bu derde.
Gurbet olmuş, sıla olmuş, ayrılık var, var ya sende."
"Sonu yine özlem yine özlem.."Kuzeyin oğlu Volkan Konak'ın yana yakıla söylediği değil miydi gurbet?
"Ah gurbet zalım gurbet ağlatırsın adamı!Yapar bunu özlem, bilirsin! Bir kaçışın gurbet olduğunu gittiğin yerde ağlayınca anlarsın!
Gözümde yaş kalmadı, bıraksana yakamı!"
Yine de serüvenciliktir gurbet! Bir maceraya atılmaktır, sonunda da yorulmaktır ve ağlamaktır ve özlemektir. Herhalde bunu biliyordu ki nam-ı diğer kaptan Attila İlhan o harika, korku ve gurbet ve klor kokan 'Yorgun Serüvenci' şiirini yazmıştı daha gencecik iken, hapiste gurbette iken:
Ne denilirse denilsin, kim söylerse söylesin, Attila İlhan gurbetin ve kaçısın hep var olacağını biliyordu. Zaten bu yüzden yazdı 'Abbas Yolcu'yu, 'Büyük Yolların Haydudu'nu, 'Sokaktaki Adam'ı."Kadehini kaldır on sekiz, bir daha kaldır
Yıkılsın bu temmuz bırak ayaklarına
Kafesinden çıkar yürek diye taşıdığını
Köprülerini at, gemilerini batır
Elllerini ellerimin üstüne koy on sekiz
Sen de bir ıslık uydur devrik ıslığıma
Ömrümüzü bir suç gibi ayarlamadık mı
Ağır bir hüküm giyer gibi öleceğiz"
Sonra sözü Sezen Aksu aldı ve 'Ayrılıklar Bitmez' dedi, şarkıların şarkısı 'Firuze'den sonra:
"Ve ayrılıklar bitmez öğütürNeden sonra Küçük Serçe 'Yok, olamaz dur, dur gidemezsin, gözlerim rengi dur bulutlara dönemezsin' dese de, öncesinde söylediği gibi ayrılıklar adamı öğütür. Bunu sen de çok iyi biliyorsun: Her gidişte daha da bilendin, her dönüşte hep bir farklı döndün.
Ve gölgeler siner ömrüne kaçarak kendinden"
OSHO'yu hatırlıyorsun, onun sözünü:
"Her çocuk cennetten bir gün kovulacaktır, bu büyümek ve gelişmek için gereklidir. Büyümek acı verir. Herkes onu tekrar kazanmak için kaybetmek zorundadır. Bu sayede insan bilinçli bir şekilde onu tekrar kazanacaktır."Demek ki gurbet ve özlem büyümek için insanoğlunun çekmesi gereken bir acıymış, ağlatırmış ama sonu tatlıymış. Zaten bu yüzden üstad Necip Fazıl 'Kavuşmak'ı yazmış:
"Ne görsem, ötesinde hasret çektiğim diyar;ama 'Anneme mektup' şiirinde şöyle de demektedir:
Kavuşmak nasıl olmaz, madem ki ayrılık var?"
"Ben bu gurbet ile düştüm düşeli,Herkes gurbet hakkında bir şey söylemiş, gurbet için nice türküler yakılmış, herkes gurbeti çekmiş.
Her gün biraz daha süzülmekteyim.
Her gece, içine mermer döşeli,
Bir soğuk yatakta büzülmekteyim."
"Gurbet elde hasta düştüm ağlarım"ı söyleyen Orhan Baba'ya da,
"Gurbette ömrüm geçecek, bir daracık yerim de yok, oturup derdim dökecek, bir vefali yarim de yok." diyen Zeki Müren'e de,
"Ben bir küçücük sevdalı kuştum, aklım ermedi ellere uçtum." diyen Bilge Özgen'e de,
"Gurbete kaçacağım o lacivert ülkeye" diyen Yeni Türkü'ye de selam olsun!
"Dinliyorum ruhumu gurbetten usanmışım,
Ben bu daüssıla'ya dayanırım sanmıştım...
Her yeri vatan saymada meğer aldanmışım,
Herkesle hemdem olacağıma inanmıştım..." diyen Fethullah Gülen'e de selam olsun!
"Yüksek yüksek tepelere ev kurmasınlar, aşrı aşrı memlekete kız vermesinler" diyerek sılayı, özlemi, gurbeti tadan güzel ülkeye de selam olsun!
"Yeni bir ülke bulamazsın, başka bir deniz bulamazsın, bu şehir arkandan gelecektir." diyerek özlemi daha da pekiştiren ulu şair Kavafis'e selam olsun!
"Me he perdido muchas veces por el mar
con el oido lleno de flores recien cortadas.
Con la lengua llena de amor y de agonia
muchas veces me he perdido por el mar,
como me pierdo en el corazon de algunos ninos."
"Kendimi çoğu kez denizde kaybettim
Henüz kesilmiş çiçeklerle dolu kulaklarımla
Acı ve sevgi ile dolu dilimle.
Kendimi çoğu kez denizde kaybettim
Bazı çocukların kalbinde kaybettiğim gibi."
diyerek 'Kaçışa Gazel' yazan Garcia Lorca acaba biliyor muydu, bu yaz, Urla'da, Yorgo Seferis'in söylediği gibi 'Denize yakın mağaralarda' kendini kaybedeceğini ve bu yaz hep ama hep gurbet olacağını hissettiğini!
Ne güzel kız isimleridir Özlem ve Sıla!


