istanbul etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
istanbul etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Temmuz 2014 Perşembe

Oruç Bozduran Konser: Neil Young!

Zahiren öğrenci olup olmadığımı bilemiyorum ama içten içe hep öğrenci hissediyorum kendimi. Hal böyle olunca, 10 TL'lik öğrenci biletiyle Neil Young ve Crazy Horse'u izlemek 'okuyom ben ya' modundan 'Helal olsun Vodafone Freezone'a' moduna geçişimi sağladı.

Bir kaç gün önce iş çıkışı bir iftar programına giderken Neil Young konserinin afişini görüp 'Ulan, şuna da bilet alamadık. Ramazan ramazan konser düzenlenir mi be!' diye iç geçiriyordum ve ufaktan sövüyorum konsere gidebileceklere.

Nasıl içimde kalmışsa, hemen bir gün sonra sevgili dostum E.'den bir telefon geldi: "Neil Young'a bilet var elimde, gelir misin?" Saat geç saatlerden bir saatti ve ben uykuya dalmak üzereydim. Malum, Ramazan'dayız; her akşama bir iftar planı yapılıyor, olmadı bazı günler tek başıma, kafamı ve kendimi dinleyerek, iftar yapasım geliyor. 'Şu an geç oldu, yarın erkenden sana haber vereceğim, uyumam lazım' mealinde cevap attım.

Sabah ilk işim akşama iftar planı yaptığım iki arkadaşıma haber vererek buluşmayı iptal etmek oldu. Ofis çıkışı direkt eve geçtim, hava yağmurlu olduğundan üstüme kapüşonlu bir şey alarak vapurla Kabataş'a geçtim.

Tek duam konser anında yağmurun şakır şakır yağmasıydı. Hani böyle dibine kadar ıslanmak istedim. Etraftaki herkes sırılsıklam olsun, kızların ince bluzlarından memeleri görünsün, 'hey hey, my my' çalınsın, gül memeler çağlasın istedim.

Çok mu şey istemişim?

Evet, belki meme görmedim (Durdurun uçağı inecek var!) ama yağmur yağdı mı yağdı. Gözlerimi kapattım, ince ince göndermeler yapan Mikail sağ olsun, mızıkasıyla kulaklarımı gülümseten Mr. Young sağ olsun, adeta kendimden geçtim. Sahne ışıkları kimi zaman şimşek gösterilerinin ihtişamının altında kaldı. Yani, sahne ışıkları olmasa bile gökyüzünün hareketleri yeterdi. 'Free water' ise hikayenin en heyecanlı kısmıydı.

Bu arada, Teksaslı olduklarını belirtmekten bıkmayan Midlake'in bu kadar güzel olduğundan haberim yoktu.

'Her Ramazan canım soğuk bir bira çeker ama bu sefer hiç alkol kullanmak istemedim' diyordum kendi kendime. Bir kaç kez iki yetmişlik içmenin kıyısından döndüm. Ama en çok zorlandığım an bu konserde oldu. Utanmasam 'bir yudum ver lan' diye yanımdakilere çemkirecektim.

Ayıp yahu! Ramazan'da konser mi olur!

Korkmayın, korkmayın; orucumu bozmadım.
Bir şeyler yedik. Ama iyi yedik, gitara doyduk!

17 Mart 2013 Pazar

İstanbul ve Pişmanlık

Havalar bahar, ben hala mezun olamadım mühendislikten, seneler geçti. Hep derim ya Ortaçgil yüzündendir benim mühendislik sevdam: "İyi meslekti doktorluk, şimdinin modası mühendislik" dediğinden beridir şu üniversiteden kurtulamadım.

Hayır, tembelliğimden değil, üniversite hayatım harika geçti-geçiyor. Beni yoran şey başka bir şey! Nedir, nedir, nedir bu yahu? Sonradan anladım: İstanbul bu, tepeden bakmaya gerek yok, Anadolu yakasında herhangi bir yerde denize otursan yeter. Hele de havalar baharlaştı mı, çiçekler açıştı mı, kızlar yavaş yavaş etek boylarını kısaltmaya başladı mı, işte beni de o garip şair gibi bu güzel havalar mahvediyor.

Elimde şu sıralar Yusuf Atılgan ve Garcia Lorca-Bodas de Sangre. Ara sıra içimdeki yolculuk ateşi toplum ve sistem tarafından söndürülmesin diye, her gün birer ikişer sayfa, gıdım gıdım okunmuş "On The Road". İstanbul deniz kıyısı, karşımda Kız Kulesi, Leandros'un kulesi değil, bir şiir cumhuriyeti. Galata Kulesi karşıda, ince ince süzüyor Kız Kulesini. Herhalde daha birbirlerine açılamamışlar, seneler geçmiş, hepsi kocamış. Olsun varsın, varmasın Kız Kulesi Galata'ya. Ben varım burada, talipliyim ona.

Bu şehir insanı varsın uzak kılsın kendine, bu şehir insanı varsın hep yorsun, kandırsın; çünkü ben kendimi kandırmıyorum. Biliyorum, beni gerçekten bu güzel havalar mahvediyor.

Bazen bu güzel havalarda, İsmail abimsi bir tavırla: "Bir elinde cımbız, bir elinde ayna; umurunda mı dünya!" diyorum. Sahilden el sallayarak Orhan Veli'ye, Sunay Akın'a, Bedri Rahmi'ye selam gönderiyorum.

Arka taraftan Aziz Mahmud Hazretleri gülüyor, sadece gülüyor. Bu kadar çok sebepsiz gülünmesi insanı rahatsız eder, ama rahatsız olmuyorum. Daha çok gülsün istiyorum, abartsın hatta, krize girsin. Çünkü Aziz Mahmud'lar güldükçe biz huzuru yakalayacağız, bunu biliyorum.

O gülüyor ama benim uykulu gözlerim, perdelerden perde beğenen kulaklarım, ne kadar çok istede de heveslense de, olmuyor, duyamıyor, duymuyor, göremiyor. Ama salt gülüyor, bunu biliyorum.


Sonra Konya'da yaşayan ama İstanbul'u çok özleyen bir dostum aklıma geliyor. Bir gün şiir yazmış, asker şaire göstermiş, beğenilmesini ümit etmiş. Asker şair demiş dosta, şiirlere biraz göz ucuyla baktıktan sonra: "Mevlana'ya selam söyle, aman ha unutma, aman ha unutma, aman ha unutma..."

Sonra Ankara'da o çiçeksiz ama kökleri sökecek kadar kuvvetli rüzgarlı tepede, gözleri o anlattıkça daha da yaşlanan, adeta Japon çizgi filmine dönen gözlerle Hacc gezisini anlatan hocam aklıma geliyor. Hacca gitmiş, ama bir şey hissedememiş, orayı tam manasıyla değerlendirememiş, ağlıyor, pişman! Samimiyetine inanmamaya çalışıyorum ama olmuyor, gözlerim doluyor.

Ben ise bütün bu duygulardan mustarip, ne kadar istesem de Mevlana'ya selam göndermek, ne kadar istesem de Aziz Mahmud Hazretlerinin kahkahalarını duymak, ne kadar istesem de haccı hissetmek; yapacağım tek şey şu an bu sahilde Orhan Veli okuyup akşamına dostlarla Kadıköy'de içmek olacak. Biraz bira biraz şarap sonra, nasıl olacaksa, vakit bir türlü geçmeyecek, biraz muhabbet biraz şehvet biraz pişmanlık olacak.

Ama hep pişmanlık olacak. Sonu hep pişmanlık olacak. Hep pişmanlık, hep eksiklik...

Niçin diye soruyorum bu aptal nefsimle: Niçin? Por que? Filibeli Ahmet Hilmi kızıyor yine, bakın beni ne hale getirdiniz diye. "Beni yine niçinli bir aleme niçin getirdiniz?"

Doğru diyor aslında, niçini yok bu dünyanın, sadece 'öyle'si var. Biz anlamayız, sadece öyle.

Neler dinledim bu yazıyı yazarken:


10 Mart 2013 Pazar

Hikmet Akademisi

Bu ahir zamanda modalardan moda, hobilerden hobi beğeniyoruz. Şöyle açıklayayım: Geçenlerde bir arkadaş CVsinde bulunacak hobi kısmını biraz daha geliştirmek istediği için hobi mağazalarına gidip etrafı şöööyle bi taramıştır ve hangi hobiyi yapmak istediğini bulmuştur. Evet, karakalem çalışmaları!

Peki, bu arkadaş resim çizme konusunda biraz bile olsa yetenekli midir? Pek sanmıyorum. Belki yetenekli olabilirdi ama çizdiği tek şey, küçükken, fil yutmuş boa yılanı resmiydi. Tabii biraz daha kasarsa "baobab" ağaçlarını çizebilir diye umuyorum. (Bayağı sallamasyon oldu bu son cümleler ama siz anladınız ne demek istediğimi)

Ne kadar çok hobi var yapılması gereken, keşke hepsine zaman ve yetenek yetse.

Bazen "Aaa! Şunu da öğreneyim! Oha! Şunun da kursu açılmış hemen gideyim" diyorum ve bazenler çoğalıyor bazen.

Dedim ya ahir zaman bu; kafalar karışık, herkes bir şekilde delirmiş, dünya uçmuş, herkes problemli, sorunlu! Bu 'garip' zamanlarda hangi işin hangi hobinin insana tam manasıyla uyduğunu bulmak aslında zor. Bu yüzden arkadaşıma hak veriyorum. "Yeteneğim belki vardır ama benim haberim yoktur" diyerekten, tek tek basaraktan bade süzerekten, kendisine hobi bulmaya çalışıyor.

Bu yazının konusu ise insanın kendisini bulmasına yardım edecek olan bir dernek ve onun yakın zamanda bizlere sunduğu harika bir kurs! Hikmet Akademisi!

Derneğin ismi Tarih ve Kültür Araştırmaları Derneği.

Mottosunda dediği kesinlikle doğrudur: Türkiye'nin en çok etkinlik düzenleyen sivil toplum kuruluşu. Etkinliklerden bir kaç örnek vermek isterdim ama bence siteye girin adamakıllı bakın! (Evet, üşendim aslında, aferin yakaladınız beni)

Bu ay bizlere sunulan yeni etkinliklerinden bence en überi süperi Hikmet Akademisi olmuştur. Yaklaşık 2800 saat sürecek olan bir multi-akademi!

Peki neden bu etkinliği öneriyorum? Çünkü bu etkinlik insanın tamamıyla ruhunu etkileyecek, bilinci geliştirecek ve insanın aslında kim olduğunu bulmasına yardım edecek, insanı bir aşama bir level daha yükseltecek bir dizi derslerden oluşuyor.

Bence Tarih ve Kültür Araştırmaları Derneği'ne iyi bir göz atın. Oradan size uygun olduğunu düşündüğünüz kurslara, etkinliklere katılın; hiç belli olmaz belki sizinde mesela yazarlığa mesela resme mesela ebru sanatına mesela hitabete bir yeteneğiniz vardır ve şu ana kadar farkına varamamışsınızdır.

Hikmet Akademisi ise zaten insan fıtratına en uygun etkinlik olduğundan hiç düşünmeden katılmanızı tavsiye ederim.

Bu derneğin bana kattıkları hakkında yazmak istiyorum ama başka bir zamana artık.

Bu yazıyı yazarken neler dinledim ya da neleri dinlerken bu yazıyı yazdım: