Sevgili dostlar, sevgili okuyucular. Ne diyorduk en son? Hah hatırladım, bence de en iyisi tren.
Hele de daha dün İzmir'den İstanbul'a gidecek uçak, havalarda öyle ahım şahım bir durum da yok üstelik, tam bir saat öncesinden iptal olunca, ben de bu haberi metroda öğrenince, öyle apışıp kalınca, sonra İzmir'in o çok gereksiz trafiğinde taksiyle eve tekrar dönünce, THY callcenter ise bana adamakıllı yardım edemeyince, sonra bu iptal yüzünden bu günkü dersimi kaçırınca ben de ne yaptım? "Dostum, sakin ol, deriiiin nefes al, lotus pozisyonuna geç, diyaframını çalıştır, hayatın çok güzel olduğunu anımsa ve gülümse" muhabbetlerinden birini mi yaptım?Hayır, tabii ki... Açtım THY'de çalışan arkadaşlarıma bir güzel sövdüm ve rahatladım. Tabii ki sonunda bütün suçu mühendis arkadaşa yükledim: Adamakıllı bir uçak yapamadınız hala. "Uçağa Lig tv koymasını biliyonuz ama?" diye de çıkıştım.
O verdiğin tavuklu veya hindili sandviç de olmasaydı o Avrupa'nın en gelişmiş havayolu şirketi reklamına - messiler falan - "siktir git" derdim ama bu günkü bademli 'ev yapımı' tatlı güzeldi, hadi affettim sizi.
Tren anılarım gibi otobüs anılarım da çoktur; liseyi doğduğum şehirden uzak yatılı okuduğum için o zamanlardan bu zamanlara otobüslerle adeta seksi bir ilişki içerisindeyim.
Otobüs yolculuğuna o kadar alışmışım ki, geçenlerde bi arkadaşla telefonda konuşurken - bana otobüsle gidip gelmenin masraflarını söylüyordu: molalarda yemek, tuvalet parası vs. - ona da söyledim: O kadar alışmışım ki yolculuğa bırak molayı yanıma biri gelse de cüzdanımı falan götürse, ne bileyim götümü filan ellese mesela, ruhum duymaz!
Aynen öyle: Otobüslerde molalarda dışarı çıkamıyorum çünkü haberim olmuyor. Bir uyku bir uyku sormayın gitsin!
Salt bu yüzden orta kapının oradaki koltuğu almam. Çünkü kapıdan içeri giren beni görecek kafalarını kaldırdıklarında, biliyorum: Ağzı yüzü salya içinde - haberim yok horluyo da olabilirim - bir adam! En azından böyle göründüğümü tahmin edebiliyorum.
Otobüslerde genellikle muavinin beni dürtmesiyle - poke - uyanırım: "Beyefendi siz de bu durakta inecektiniz değil mi?"
Hatta, bir keresinde, lise zamanlarımda, Giresun'a giden otobüste -uyanamadığım için ve uyandıran bi Allah'ın kulu olmadığı için - Trabzon yolunu yarılamış bi şekilde uyanmıştım. Tabii sonrası bi şaşkınlık bi şaşkınlık ki sormayın! "Nerdeyim ben? Hangi yıldayız? Yanımdaki bu kadın da kim? Annem böyle pasta yapmayı nerden öğrendi? vb."
Peki ya, Ankara metroda bi durakta inip yatılı kaldığım okulun durağına giderken tam gişelerin önünde bavulumun patlaması ve içerisinde bulunan bütün havlu-giysi-pijama-gömlek-abur cubur'un bir anda dışarı fırlaması. Benim o kalabalık insan grubu içinde o ıvır zıvırları tekrar bavula yerleştirme çabalarım. Evet, unutulmaz...
Peki, sanki kamera şakasıymışçasına belli düzenlerle başıma gelen bu olaylara ne demeli? Adam gibi saatimi bekliyorum, oturuyorum bilet numarama göre, ipodumu açıp öyle takılıyorum. Derkeeen, genellikle kız olan insan cisimcikleri gelip koltuğuma göz koyuyolar: "Ama orası benim yerim!" Artık alıştım, biletinize bakabilir miyim diyorum ve onlara özel bakışımla - çok kırmadan ama onların gerizekalı olduğuna dair bir bakış bu - "hayır, sizin yeriniz burası değil şurası" diyorum. Hatta bi keresinde kadın başka otobüs firmasının biletiyle benim koltuğuma göz dikmişti ya aboovvv, ne desem boş!
Arkadaşlarım uçaktan ziyade otobüsle gidip gelmeme şöyle bir yorum getirmişler, geçenlerde duydum: "Herhalde uçaklardan korkuyor ama belli etmiyor, çaktırmıyor." Hayır ayol! Uçaklara bayılırım - tabii önce trenler - sadece şu anki evim İstanbulda o otobüs yazıhanelerinin çok yakınında olduğu için -servis direkt kapımın önünde bırakıyor- otobüsleri tercih ediyorum. Şu salak trafik hiç çekilmez yoksa havaalanlarından evime...
Bu 'garip' arkadaşlarımdan bazıları da yine buna benzer bir yorumda bulunmuşlardı geçen aylarda: Efen'im İstanbul'da mevsim kışın kışı da olsa, hava buzun buzu da olsa, ben vapurların hep dış kısmında takılırım. Asla içeriye girmem. O kış şartlarında tek başıma vapurun dışında olduğum zamanlar çoktur. Tabii hemen yorumlar gelsin: "Aaaa! Sen denizden korkuyosun! falan filan"
Hayır yahu! İçeri girip insanların kokuşmuş nefesini içime çekmektense, o soğukta hasta olup Boğaz'ın güzelim havasını içime çekmeyi yeğlerim.
Hiç de garip değilim vallahi, kusura bakmayın, garip olan sizsiniz!
Ulan, tren muhabbetlerimi anlatacaktım aslında konu nereye geldi, baktım çok uzun olmuş yazı, artık trenler başka bahara!
Bu arada, bu boş ve gereksiz yazı için özür dilerim, okumayın lan, vallaha...
Ne dinledim bu yazıyı yazarken:



