Bu durumu somut olarak aylar önce bir meditasyon sırasında duydum. İnsan kafasının karışıklığını duygusal olarak hissedebilir. Hayatının düzensizliğinden, gidişatından da görebilir. Ama ben, bunlardan farklı olarak, o meditasyon sırasında zihnimin deli gibi konuştuğunu duydum.
Hangi OSHO meditasyonunu yapıyordum hatırlamıyorum. Güneşli ve güzel bir gün olduğunu biliyorum gerçi. Son 'yatma-oturma' kısmında derin bir uykuya çökmüş olmalıyım ki zihnimin bıdıbıdıbıdı konuştuğunu duyup, onu sabırla biraz dinleyip uyandım. Zihnimden adeta ayrılmıştım; içimdeydi ama ben, onu dinleyen kişi, farklıydım. Kendi sesimin pek de tekin olmayan bir gevezelikle konuştuğunu duyuyordum.
Meditasyon bitişinde bunu oradakilerle ve meditasyon hocamla paylaştım. "Çok güzel bir gelişme!" dedi İtalyan meditasyon hocam "Ama herkese olur öyle!"
Son bir yıldır ise kafa karışıklığım genellikle iş ve kariyer konularında. İki gün önce eski işimden kendi isteğimle ayrılıp yeni işe girişim bu karışıklığı daha da bulamaçlandırdı kafamda.
'Persona' adı verilen maskeleri takıp kendimize kendimizden uzak olan kişilikler 'personality' oluşturmak. Zevksiz bir yaşam, gereksiz bir sıkıcılığı olan.
'Sevdiğin işi yapmalısın' denilen yaklaşımdan çok uzak olan bir yaklaşım bu. Ya sevdiğimiz iş yoksa? Arbeit macht frei?
Hem bu sebeplerden dolayı cevap aramak için hem de Üsküdar'dan taşınmadan son bir kez ziyaret etmek için dün (Cuma günü) Aziz Mahmud Hüdayi türbesini ziyarete gittim.
Çıkışta etrafta şöyle bir turladım. Cuma günü vakit namaza yaklaşmakta olduğu için cami avlusu ve türbe etrafı tıklım tıklımdı. Yasin okuyanlar, dilenenler, satıcılar, samimi duacılar, ikircikli duacılar, tevhiddekiler, tevhide gelemeyenler, ölüler, diriler, kediler, köpekler hepsi oradaydı.
Herkesin mi kafası karışık?
Öğleye kadar izinliydim taşınma muhabbetlerim için. İşe doğru yola koyulurken seneler önce bir can sıkıntısı sonucu ziyaret ettiğim ve saatlerce muhabbet ettiğim türbenin etrafındaki esnaflardan birini gördüm. Eski balıkçılardan biriymiş; şimdi ise kitap, seccade, tespih, zemzem suyu falan satıyormuş.
Selamlaştıktan sonra biraz sohbet ettik. Gözlerimin içine bakarak konuşuyordu. 60 yaşındaymış ama 40 gibi gösteriyor. Nereden geldiyse konu tam da benim aradığım cevaba geldi: "İnsan önce maneviyatını düzeltmeli, maddi yaşam onun peşinden kolayca gelir" dedi kitapçı.
Onun maneviyat kelimesinden anladığı ile benim bu kelimeden anladığım şey yaşam tarzlarımız dolayısıyla korkunç derecede farklı olsa da o an bu cümleleri söylediğinde, nedense, sembol ve mana olarak benimle aynı şeyi paylaştığını anladım.
Basit bir cümleydi, herkes söyleyebilirdi, herhangi bir kitaptan okuyabilirdim bunu.
Ama söyleyen insanın o andaki manevi hali, benim zamanlamam (timing) ve Zeitgeist'in duruma uygun oluşu mükemmel bir bütün oluşturmuştu.
Haliyle ben de cevabımı almıştım. Veya hissetmiştim diyelim.
Kafamın karışıklığı ise hala geçmedi. Sanırım hiç geçmeyecek. Olsun.
Cat Stevens'dan The Wind şarkısını dinledim yazı boyunca:




