peygamber etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
peygamber etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Temmuz 2014 Çarşamba

Rakamla '3' Resim

 Kimileri bir Afrika atasözü diyor, kimileri Kızılderili dostlara ithaf ediyor. Yukarıda ise 'Platon dedi' diyorlar. Kim ne derse desin, feleklerden bir felek olan suyun akışı hepimizi sırılsıklam ediyor, farkında olmuyoruz. Aşk ile sarmaş dolaş olmadıkça da farkında olmayacağız.
 Tanrı hakkında konuşmak bir meslektir, din adamlığıdır; belki de bir akademisyendir, tanrı hakkında konuşur ve para kazanır. Tanrı ile konuşmak ise Nirvana'ya ulaşmaktır, Tur Dağı'na çıkıp onun sesini duymaktır, Kadir Gecesi'ndeki yıldızların kadrinden kat kat daha parlak olup bütün kainatı cem etmektir. Tanrı hakkında konuşan çoktur, Tanrı ile konuşan hemen hemen hiç yoktur.
Maksut Hulusi Efendi'den  "Surette kalmış nicesi, davayı hak eğlencesi. Dünyayı tutmuş pençesi, kalbinde yok aşktan nişan."  doğduğu gibi aşksız ilim ancak boş konuşmaktır. Son Komançi şeflerinden biri olan Quanah Parker'ın bu sözü konuşmak ile yapmak arasındaki farkı anlatır; eylem ile düşünce arasındaki farktır bu.

 Buddha'nın ayak izleri. Sadece bir kere bırakmamış izlerini Buddha, bir çok yerde büyüklü küçüklü izlerden bulunuyor. Hangi Buddha'nın izleri olduğu da meçhul! Sorun kimin bıraktığı değil, niçin ve nerede bıraktığı. Halbuki Siddhartha Gautama'nın kendisi değil miydi hiçliğe ulaşan? Hiçliğe ulaşmak için illa toprağa basmak mı lazım? 'Ayakların biraz yere bassın' der gibi. Belki de en üst çakranın aktive olması için en alt çakranın da güçlü olması lazım. 
Peygamberin gölgesi yoktur, resmi yoktur ama ayak izi vardır. Hızır bastığı yerlere hayy vererek etrafı yeşillendirir. Kim bilir nasıl bir adımdır o, ne kutsal insanı taşıyan bir ayaktır o!
Mevlana 'Bugün Ahmed benim, ama dünkü Ahmed değil' diyor. Her devrin bir Ahmed'i olduğu gibi. 'Ama dünkü Ahmed'in ayağının tozuyum' diye de ekliyor ve 'Onun yolunun toprağıyım.'
O topraktan nice ayaklar geçmiştir, hiçbirinin izi yok.

14 Temmuz 2014 Pazartesi

Benim Fikrim Bana, Senin Fikrin Sana

Cumhurbaşkanlığı seçimi yaklaştıkça yakın zamana kadar multi-politik ama şimdi dupduru apolitik olan ben düzeyli bir fikre sahip olabilme hayalinin ihtişamıyla düşüncelerine önem verdiğim dostlarıma teker teker yapışıp soruyorum:

"Ya sen ne düşünüyorsun?"
"Elbette bu adam gitmeli! Öbürünün zaten ne mal olduğu belli. Balık baştan kokuyor."
"Sence Ekmeleddin yakıştı mı?"
"Evet. Bence de bilgili, kültürlü, nazik bir adam ama siyaset böyle nonoşların işi mi?"
"Hayır yaa, yanlış anladın, nonoş derken öyle demek istemedim.
"Siyasetçi dediğin biraz pragmatist olmalı, biraz bağıra çağıra konuşmalı, çok ama çok yalancı olmalı, değil mi?"
"Tabii, tabii...Her şeyin doğrusunu sen biliyon zaten, benimkisi burada eften püften palavra!"
"Bak, döverim seni. Vatanı kimin daha çok sevdiğini kimse bilemez!"

Herkesin ağzına pelesenk olmuş şeylerden biridir bu: Siyaset ve politika insanları birbirinden uzaklaştırır. Siyaset yalancının işidir. Bir zamanlar bir yerlerde bir Bektaşi fıkrasının söylediği gibi:

Adamın teki ağlaya zırlaya Bektaşi'nin yanına geliyor.
"Hocam, benim çocuk her gün bir kamyon dolusu yalanlar söylüyor. Ne yapsam boş! Dayak kötek hak getire! Sizde çare çoktur, benim durumuma da bir çare bulsanız?!"
Bektaşi cevap veriyor:
"Yapılacak tek bir şey var: Sal çocuğunu siyasete. Mebus olur, nazır olur, hayatı kurtulur!"

Eskidendi, çok eskiden milletvekili olan tonton dedeyi ziyaret ettiğimizde durup dururken bana dediği şeyi hiç unutamıyorum: "Sakın siyasete bulaşayım deme çocuk, siyaset yalancıların işidir!" Halbuki, kendisi siyasete oldukça 'fake' atmış bir kişilikti.

Paradoksal bir durum bu. Bir yalancı yalan söylemenin yanlış olduğunu söylüyor. O zamanlar anlamamıştım ama OSHO'da buna benzer şeyler söyleyince tonton dedenin o an bana yalan söylemediğini anladım.

Derler ya, bozuk saat bile arada sırada doğru zamanı gösterir diye. Bizimkisi de o hesap.

Radikal bir devrimci isen der OSHO başarılı olamayacaksın. Çünkü tek devrim vardır o da içindeki devrimdir, spiritüel devrimdir.

Peygamberin büyük ve zorlu bir savaştan sonra sahabelere "Küçük savaş bitti, şimdi büyük savaş başladı. Nefs ile savaş!" demesi gibi.

Sezen Aksu'nun "Savaşma seviş!" demesi gibi.

Aşk ile yapınca olur...
Aşk olsun!