psikoloji etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
psikoloji etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Nisan 2013 Çarşamba

Yanlışa Balıklama Atlamak

Ey modern insanoğlu! Kendini çok akıllı sanıyorsun! Egonu hep en üstlerde tutmaya çalışıyorsun! Çok şey bildiğini düşünüyorsun ama çoğu zaman götü boklu bir hayvansın!

Doktor G. sağ olsun, az kalsın blogumun konusu Sertap Erener'in yeni albümü olacaktı ama artık başka bahara, bir çaresi bulunur elbet onu da yazarız!

Bu yazının konusu homoseksüellüktür. Eee, ne demüşler cenk etmeeee sevüş! Men buna inanıram!

Mevsimlerden kış, güneş yeni yeni doğuyor, zamanın nasıl geçtiğini anlamayan bizler Tanju Okan misali 'şerefe'lerimizle, 'prost'larımızla şarkılardan şarkı beğeniyoruz.

Yok, yanlış hatırladım, yukarıda bahsettiğim o günün sonlarıydı. Bir kaç saat öncesine dönersek eğer tam doğru zaman olacak.

İşte o zamanlar, masa başında muhabbet döndü dolaştı "Ne olacak bu Türkiye'nin hali"ne geldi. Hayır, hayır... Konu döndü dolaştı Türk insanına pek de örnek sayılamayacak olan bizlerin gayler hakkındaki görüşlerine geldi. Soranlar Alman, hesaba çekilenler biz zavallı Türkler.


Verdiğimiz cevaplar onları üzdü. Haliyle Almanlar üzüldü diye bizler de üzülmüş sayıldık.

O kadar üzüldüler ki handiyse ağlayacaklardı: "Bu kadar kapalı olduğunuzu düşünmüyordum!" Ama şarkılar izin vermedi. Ah bu şarkıların gözü kör olsun!

Nedenmiş? Merak ettik tabii: Meğersem en yakın arkadaşlarından biri gaymiş bu kızların.

Biz meramımızı anlatamadık, onlar bizim fikrimizi değiştiremedi; boş bir tartışma döndü dolaştı yine kadehler buluştu, dertler bir nebze unutuldu.

Neydi derdim(iz)?

Tamam, başa dönüyoruz! Çok geçmişe değil, üniversite yıllarımın başına; hani o saçları uzatma heveslisi olduğum yıllar, gereksiz müzik tutkusu, egomun tavana vuruşu, "küçük dağları olmasa da bir kaç tepenin yaratılmasında bir kaç kişiye yardım ettim" duygusu falan da filan...

Apaçık belli: Modern insanız, onlar basamağının birden büyük olduğu yüzyıllarda yaşıyoruz. Felsefe, siyaset bizden sorulur!

Anlatabiliyor muyum? İnsan yaşamında o 'salak' ve 'gereksiz' dönemlerden bir dönem içerisindeydim.

İşte o dönemler savunduğum bir düşünce: Gay'lik pekala normaldir! Doğada da vardır! Hangi yüzyılda yaşıyoruz yahudur! Hala bu tarz örümcek kafa insanlar yeryüzünde dolaşıyor mudur! Oldu, kitapları da yakarsınız siz şimdidir! Hayat bir rüyadır! Benim de Ermeni arkadaşlarım vardır! Hangi siyasi sistem tam manasıyla uygulanabilmiş kidir!

Yani, klişe üzeri rendelenmiş klişe parçacıkları! Afiyet olsun!

Aslında o zamanlar, bildiğiniz, sözlük anlamıyla modern insanın ta kendisiydim!

Neden sonra değiştim?

Çok yakından tanıdığım, biraz muhafazakar tarafından emin olduğum, pek de sevdiğim bir abimizin bir gün sofrada, konu artık nasıl oraya geldiyse, 'gaylerin çok normal olduğundan' bahsetmesi beni değiştirdi. O yaştaki adamın böyle düşünmemesi gerekiyordu; genç olan, modern olan, üniversite okuyan bizdik, ona ne oluyordu?

Konunun nasıl oraya geldiğini bence sormayın! Malum, rakı sofrasının kaçınılmaz konularından biri de dindir, İslamdır. Konu orada buraya geliyorsa, şurada konu buraya nasıl gelir? Hadi size içler dışlar çarpım sorusu!

İşte o günden sonra dedim ki insanoğlu bir yanlışa inanmış hayatına devam ediyor. Bu durum ne kadar normaldir vb. içimdeki soruların baskısına daha da dayanamayıp var olduğunu bildiğim ama hiç okumadığım bir kitabı gittim Üsküdar'dan aldım:

Homoseksüelliği Önleme Rehberi. Yazarları Amerikalı psikologlar Nicolosi'ler.

Merak etmeyin, kitaptan bölümleri yazıp zamanınızı almayacağım. Amacım böyle bir kitabın varlığını bilmeniz. Hatta Kaknüs Yayınları'ndan çıkmış bu alanda başka bir kitap daha var.

Niye bu kitabın varlığını bilmenizi istiyorum?

Çünkü, öyle bir gezegende yaşıyoruz ki bize bir 'şey' söyleniyor, sonra da üstüne bu doğrudur deniyor, biz zavallı insancıklarda hemen o 'şey'in üstüne balıklama atlıyoruz.

Bu konuda o 'şey' şu oluyor: Amerikan Psikiyatri Derneği eşcinselliği hastalıklar kategorisinden çıkarttı. Bilim bile bunu söylüyor, hala sen neyi iddia ediyorsun?

Hooop! Bırakın yemi, oltayı bütün halinde yutuyoruz haberimiz yok!

Halbuki, alanında bayağı tanınmış olan bu psikologlar tam tersini iddia ediyor. Kitap ise oldukça bilimsel! Hani öyle iddia edildiği gibi 'dinci' bir kitap değil, referanslı falan yani, ciks!

Hatta kitabın başlarında şuna benzer bir şey söylüyor yazar: " Burada amacımız eşcinselliğin çocukluk dönemi travmaları yüzünden oluşan tedavi edilebilir bir sorun olduğunu anlatmaktır buna karşı yürütülen oldukça büyük lobi faaliyetlerine karşı. Yoksa amacımız şununla sevişin bununla sevişmeyin tarzı bir ahlak polisliğine soyunmak değildir."

Hakikaten çok büyük bir faaliyet var bu konu hakkında. Mesele ha bire gündeme düşen Fatih Sultan Mehmet'in eşcinsel olması gibi. Yahu, bırakın Allah aşkınıza!

Veyahut doğada da eşcinsel eğilimlerin görülmesi gibi. Sanki doğada olunca pek normal bir şeymiş gibi. Desmond Morris'in İnsanat Bahçesi kitabı bu konuyu dolaylı olsa da ele almış bence. Fikir sahibi olunması için okunmalı.
İşte size girişten bir bölüm: "Under normal conditions, in their natural habitats, wild animals do not mutilate themselves, masturbate, attack their offspring, develop stomach ulcers, become fetishists, suffer from obesity, form homosexual pair-bonds, or commit murder. Among human city-dwellers, needless to say, all of these things occur."
Yanlış anlaşılmalara sebebiyet vermemek için bunu belirtmeyi uygun görüyorum:

Bu yazımda biraz esprili olaya yaklaşsam da bazısı arkadaşım olan kişiler belki 'hastalık' 'sorun' 'travma' cümleciklerime kırılabilirler.

Ama nasıl ben über süper sorunsuz bir insan değilsem, her tekil şahıs gibi sorunlarım varsa sizin de sorunlarınızdan biri bu ve bunu aşmanız gerekir.

OSHO'nun eşcinsel birine cevabı gibi: "Bu durum kesinlikle anormal bir şey değildir, bu durum kesinlikle günah değildir, bu durum kesinlikle ayıp değildir ama bu durum sizin cinsel gelişiminizde bir seviyede takılı kaldığınıza işarettir ve bu durumun aşılması lazımdır." Cümleler benim ama internette araştırırsanız buna çok benzer olduğunu göreceksiniz. Şimdi o paragrafı bulmaya üşendim!
Hatta şöyle de diyor OSHO: "It is just a social idea that something is wrong in it, but nothing is wrong in it. It is good at least that you feel attracted to somebody. So the first thing is to accept it; don't reject it, otherwise you will never be able to solve it. Through acceptance there is a possibility of its disappearance. The more you reject it, the more you will become attracted to boys, because whatsoever is rejected creates attraction. Live it out and it will disappear. Homosexuality is a necessary phase in the growth of a man or a woman."
Paragraf OSHO'nun "The book of man" kitabından alınmıştır.

Hadi öperler...

Ne dinledim:

6 Nisan 2013 Cumartesi

Futbol Zevki

Küçüklüğümde maç izleme tutkusuna sahip olanlara karşı büyük bir önyargı içerisindeydim. Büyüdüm, aradan seneler geçti, bakıyorum hala bir değişiklik yok: Ne bende ne de onlarda!

Bu yazıyı bu gün yazmamın sebebi nicedir tanıdığım bir arkadaşımın dün Fatih Terim'in yaptığı hareketlere acayip bir şekilde sinirlenmesidir. Umarım bu yazıyı okumaz da ufak da olsa bi darılma durumu yaşanmaz.

Darılma durumundan şu yüzden korkuyorum: Kendini spor klüplerine adayan bu tür insanların büyük bir duygusal problem yaşadıkları düşüncesindeyim; bu yüzden aniden, mantıksızca her şeye tepki gösterebilirler.

Tamam, kabul ediyorum: Büyük ihtimal benim de psikolojik bir problemim var ki bu spor sevdalıları bana çok garip geliyor hatta küçümsüyorum onları. Acaba zekalarından şüphem mi var birazcık? Ne pis adammışım ben de...

Şöyle anlatayım: Bir insanın niçin bir spor klübüne ve onun renklerine sempatisi olur? Bir insan neden tuttuğu takıma küfredilince anasına sövülmüş gibi bir hale bürünür?

Bu soruları hep bir yerlerde görmüşüzdür. Haliyle, cevapları da çoktaan verilmiştir denilebilir ama ben göremedim.

Benim teorim şu yönde: İlkçağlardan kalma bir psikolojik travma!

İnsanoğlu hayatı anlamlandıramayınca, egosunu tatmin etmek ve zihninde dolaşan binlerce cevapsız soru(n)dan kurtulmak için, en azından onları bir anlığına da olsa unutmak için, kendini eğlendirme yönleri bulur.

Romalılar zamanında bu olimpiyat oyunlarıydı, arena dövüşleriydi. İnsanlar giderdi ve izlerdi.

Bakın, arenada dövüşmek başka onu izlemek başka! Dövüşmek bir anlamda izlemekten daha mantıklı. Yani o durumda aktifsin, zihnini savuşturmuyor, aksine 'o an'ın içindesin.

Spor yapmakta bunla alakalı! O zamanki olimpiyatlarda koşucu olmak başka, onları izlemek başka. İzlerken aptallaşırsın, yaparsan gelişirsin.

Geçmiş ve gelecek gibi... Geçmişe takılan insanlar, nostalji takıntıları, geçmişte yaşayanlar veyahut gelecek hayallerinde gezen insanlar, bu günün işini yarına bırakanlar, olmamış zamanları düşünerek depresyona girenler... Bunların hepsi hayallere takılı olmaktan kaynaklanır, bağlanırsın, hele de alışkanlık haline geldikten sonra, Allah korusun, manen ve madden hastalanırsın.

O yüzden 'an'da olan yaşayandır denir ya... O anda hayal yoktur, gerçek vardır, Hak vardır.

Ama insanoğlu hayallerde gezme alışkanlığından, vesveselerinden, narsistliklerinden, enaniyetlerinden hiç ama hiç kurtulamamış, o yüzden hep ama hep takıntılı yaşamıştır.

Takıntılar: Seks, futbol, televizyon, para, şöhret, teknoloji, din, siyaset... ekle babam ekle...

Oha, futboldan bahsederken konu nereye geldi!

Yani şunu diyorum: Sen futbolu seviyorsan sadece oyna, oynarken belki gerçeği bulursun ama 'o yirmi iki kıllı adamın ne harika şutlar çektiğini izlemek için koltuğuma oturup arkadaşlarımla iki bira yuvarlayayım' dersen gerçeği bulamazsın. Tabii ki maksat arkadaşlıksa eyvallah ama ya değilse?

O zaman gülünç durumda kalırsın ama farkında olmazsın; takıntı böyle bir şey.

Ne dinlemedim ki?