futbol etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
futbol etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Nisan 2013 Cumartesi

Futbol Zevki

Küçüklüğümde maç izleme tutkusuna sahip olanlara karşı büyük bir önyargı içerisindeydim. Büyüdüm, aradan seneler geçti, bakıyorum hala bir değişiklik yok: Ne bende ne de onlarda!

Bu yazıyı bu gün yazmamın sebebi nicedir tanıdığım bir arkadaşımın dün Fatih Terim'in yaptığı hareketlere acayip bir şekilde sinirlenmesidir. Umarım bu yazıyı okumaz da ufak da olsa bi darılma durumu yaşanmaz.

Darılma durumundan şu yüzden korkuyorum: Kendini spor klüplerine adayan bu tür insanların büyük bir duygusal problem yaşadıkları düşüncesindeyim; bu yüzden aniden, mantıksızca her şeye tepki gösterebilirler.

Tamam, kabul ediyorum: Büyük ihtimal benim de psikolojik bir problemim var ki bu spor sevdalıları bana çok garip geliyor hatta küçümsüyorum onları. Acaba zekalarından şüphem mi var birazcık? Ne pis adammışım ben de...

Şöyle anlatayım: Bir insanın niçin bir spor klübüne ve onun renklerine sempatisi olur? Bir insan neden tuttuğu takıma küfredilince anasına sövülmüş gibi bir hale bürünür?

Bu soruları hep bir yerlerde görmüşüzdür. Haliyle, cevapları da çoktaan verilmiştir denilebilir ama ben göremedim.

Benim teorim şu yönde: İlkçağlardan kalma bir psikolojik travma!

İnsanoğlu hayatı anlamlandıramayınca, egosunu tatmin etmek ve zihninde dolaşan binlerce cevapsız soru(n)dan kurtulmak için, en azından onları bir anlığına da olsa unutmak için, kendini eğlendirme yönleri bulur.

Romalılar zamanında bu olimpiyat oyunlarıydı, arena dövüşleriydi. İnsanlar giderdi ve izlerdi.

Bakın, arenada dövüşmek başka onu izlemek başka! Dövüşmek bir anlamda izlemekten daha mantıklı. Yani o durumda aktifsin, zihnini savuşturmuyor, aksine 'o an'ın içindesin.

Spor yapmakta bunla alakalı! O zamanki olimpiyatlarda koşucu olmak başka, onları izlemek başka. İzlerken aptallaşırsın, yaparsan gelişirsin.

Geçmiş ve gelecek gibi... Geçmişe takılan insanlar, nostalji takıntıları, geçmişte yaşayanlar veyahut gelecek hayallerinde gezen insanlar, bu günün işini yarına bırakanlar, olmamış zamanları düşünerek depresyona girenler... Bunların hepsi hayallere takılı olmaktan kaynaklanır, bağlanırsın, hele de alışkanlık haline geldikten sonra, Allah korusun, manen ve madden hastalanırsın.

O yüzden 'an'da olan yaşayandır denir ya... O anda hayal yoktur, gerçek vardır, Hak vardır.

Ama insanoğlu hayallerde gezme alışkanlığından, vesveselerinden, narsistliklerinden, enaniyetlerinden hiç ama hiç kurtulamamış, o yüzden hep ama hep takıntılı yaşamıştır.

Takıntılar: Seks, futbol, televizyon, para, şöhret, teknoloji, din, siyaset... ekle babam ekle...

Oha, futboldan bahsederken konu nereye geldi!

Yani şunu diyorum: Sen futbolu seviyorsan sadece oyna, oynarken belki gerçeği bulursun ama 'o yirmi iki kıllı adamın ne harika şutlar çektiğini izlemek için koltuğuma oturup arkadaşlarımla iki bira yuvarlayayım' dersen gerçeği bulamazsın. Tabii ki maksat arkadaşlıksa eyvallah ama ya değilse?

O zaman gülünç durumda kalırsın ama farkında olmazsın; takıntı böyle bir şey.

Ne dinlemedim ki?