ahmet haşim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ahmet haşim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Nisan 2013 Pazar

Yine Hüzün

Fotoğrafı görünce hemen çocuğun gözlerine bakıyorsun, o hayal ettiğin hüzünlü gözler yok çocukta; gözlerde bir boşluk var, biraz muziplik, biraz da 'bu fotoğraf çekimi bitse de dışarı çıkıp top oynasam' hevesi. Çocuk gergin.

Çocuklar ve yaşlılar seni hep hüzünlendirmiştir. Sen de zaten hep hüzünlenmeye yer arıyorsun ya, bu resme bakınca da üzülüyorsun. Dün gece Salacak sahilinde denize baktığında da hüzünlenmiştin. İki gün önce şarap içtiğinde de.

Resme tekrar geri dönüyorsun. İlk defa lisedeyken okuduğun şiiri hatırlıyorsun 'y'si düşmüş şairden:
Durakta üç kişi
adam, kadın ve çocuk

Adamın elleri ceplerinde
kadın çocuğun ellerini tutmuş

Adam hüzünlü
hüzünlü şarkılar gibi hüzünlü

kadın güzel
güzel anılar gibi güzel

Çocuk
güzel anılar gibi hüzünlü
hüzünlü şarkılar gibi güzel”
Şiiri tekrar okuyorsun, hep hüzün hep hüzün. Hüzün yine karşına çıktı diye yine hüzünleniyorsun. Olsun varsın, pişman değilsin. Dünya diyorsun, gülüyorsun çünkü klişeleşmiş bir cümleyi söyleyeceksin, Dünya mutlu olmak için buraya geldiğini zanneden ahmaklarla doludur. Sonra Peygamber'in sözünü hatırlıyorsun: “Benim bildiklerimi bilseniz az güler çok ağlardınız.”

Yine O'nun güzel bir sözünü anımsıyorsun: “Biz seni hakkıyla bilemedik!”

İkinci resme geçiyorsun: Yine bir çocuk! Budist! Dinliyor o deniz kabuğunu! Sessiz, sakin... Hani kulağına tutarsın da dalga seslerini duyarsın ya, sana bir şeyler anlatır ya.

Sahi en son ne zaman bir deniz kabuğunu dinledin? Ohoo, bayağı olmuştu! Bırak onu dinlemeyi, artık karşındaki insanı bile zar zor dinliyorsun, büyüdükçe diğerlerine olan katlanma oranın gitgide düşüyor. “Yeter ya, çok gereksiz konuşuyor” diyorsun sonradan başkasına, hem dedikodu yapıyorsun hem de ahmakça davranıyorsun çünkü o karşındaki de seni dinlemiyor.

Zihnin o kadar dolu ki, kulakların kafanı dinlemekten gerçek görevini yapamıyor: O resimdeki çocuk olup deniz kabuğunu dinleyemiyor. 

O geceyi hatırlıyorsun: Geceninkörü! Yaz mevsimi ama geceleri soğuk olur. Sen yine de şezlonga uzanmışsın, bir kaç saat öncesinde içtiğin biraların etkisinin temiz havayla geçeceğine inanıyorsun. Öyle de oluyor! Temizleniyorsun, hayallerden ve egolardan ve içindeki seslerden ve dışındaki seslerden ve isteklerden. O an anlıyorsun gelecek yokmuş, geçmiş bitmiş. Uyuyakalıyorsun, dalgaların sesi sana ninni oluyor, o an anlıyorsun: Gelecek yokmuş, geçmiş bitmiş.

İrkilerek uyanıyorsun, üşümüşsün ama mutlusun. Etrafına bakıyorsun, herkes uyuyakalmış. Tek başına değilsin ama yalnızsın.

Deniz med-cezirden dolayı yükselmiş, şezlongunun ayaklarına kadar gelmiş, terliğinin biri suyun içinde kalmış. Off, hava da soğuk! Hadi herkes uyansın! Eve gidelim, orada uyuyalım!

Yine başlıyor zihin konuşmaya, farkına varıyorsun. Olsun varsın, pişman değilsin, biraz üzüldün hepsi bu! Nasıl olsa, bir kaç saniyeliğine de olsa, denizi dinlemeyi başardın! Birkaç saniyeliğine de olsa kafandakiler sustu, O konuştu.

Hermann Hesse'yi hatırlıyorsun: Siddhartha! Oradaki dereyi, derenin O'na hocalık yapmasını. Aynı şey mi? Tabii ki hayır o üstad sen fakirsin! Yolunuz ayrı ama buluşacağınız nokta aynı!

İlk resme geri dönüyorsun: Resim niye karanlık? Kasvetli bir fotoğraf olmasını sağlamış çeken kişi. Karanlık niye kasvetlidir? Ahmet Haşim de mi öyle düşünüyor? 
"Akşam, yine akşam, yine akşam
Göllerde bu dem bir kamış olsam!"  
Ölümü anlatan bir resim niye Matisse'in resimleri gibi çok kırmızı ya da çok mavi değildir? Kim acaba diye düşünüyorsun siyahı karamsar bir renk olarak seçen?
Şu mesela ölümü anlatamaz mıydı? Resim mavi, o halde mekan Ege'de bir sahil kasabası. Resimdeki yalnızlık ve baş ağrısı? Ölüm dediğin o mu?

Sanmıyorum, çünkü ölüm yalnızlıktan kurtulup bütünlüğe ulaşmanın kapısıdır aslında.
 Peki şu? Yine kırmızı yine Matisse! Yine hüzün var diye düşünüyorsun, bu resimde ölüm yok, yalnızlık yok ama yine de hüzün var.

Hüzünden kurtuluş yok diyorsun! Hüzünden kurtulmak imkansızmış!

Nam-ı diğer kaptan Attila İlhan'ın söylediği gibi: "Elde var hüzün"müş!

Ah, o ilk resimdeki kadın! Bir kadın yalnız kalınca ne yapar? Kadının çocuğu ondan ayrı bir şey değildir ki yalnızlığı bir nebze hafifletsin!

Sezen Aksu'yu hatırlıyorsun: Bir Çocuk Sevdim'i ve 1945'i. O kadar çok dinledin ki bu şarkıları artık gördüğün her çocuğa bu melodilerle bakıyorsun. Olsun varsın, pişman değilsin, biraz üzüldün, hepsi bu.

Ah o çocuk! Olayın farkında değil, büyüyünce acısı çıkacak ama, psikolojik sorun diyecekler sonra büyükler.

Çocuk olmak güzel hem de hüzünlü! Güzellik ve hüzün zaten bu dünyanın amacı. Siyah renk de güzel, karamsarlık da güzel. Matisse de güzel Hesse de güzel. Savaş da güzel seviş de güzel. Deniz kabuğu da güzel insan da güzel.

Ama hep hüzünlü.

Ne dinlemedin ki?