sinema etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sinema etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Mart 2013 Çarşamba

Kelebeğin Rüyası ve Yozlaşmak

Sevgili ademoğulları ve havvakızları! Ahir zamanda yaşamak ne kadar zor değil mi? Hep bi kimlik arayışı ama neticede hep bir kafa karışıklığı. Öyle bir çağ ki  hangi dili kullanıyoruz o da artık belli değil. Kültür mü? Hangi kültür? Kaldı mı ondan hiç?

Hep bi yozlaşma, hep bi yozlaşma anacıım!


Bilimsel bir araştırmaymış, İsveçli bilim'kadın'ları keşf etmiş: Dedelerimizin, taa o zamanlar, ömür boylarınca aldıkları uyaran -bilgi- sayısını bizler, aciz kullar, günümüzde bir günde, evet evet yanlış duymadınız, bir günde alıyormuşuz.

Oynatmaya az kaldı doktorum nerde modu artık default olarak bize yerleştiriliyormuş anlayacağımız.

İşte bütün bunların hepsi seks! Amaaan, bütün bunlar tüketim alışkanlıklarımızın değişmesinden kaynaklanıyor olabilir. Hani bence öyle yani. Sizi bilemem.... bence....


Değişen tüketim alışkanlıklarımızdan biri de sanattaki tüketim çılgınlığımız ki bu da yazımızın ana konusu. Hani soran olursa diye söylüyorum.


Malum, artık herkes,nasıl oluyosa, hep bi oyunculuk hevesine sahip. Castingler gırla gidiyor, herkesin oyunculuk hakkında bir bildiği var. Reklam çekimlerine gidiyorsunuz, bi bakıyosunuz içeride milyonlarca oyuncu adayı! Herkes yetenek yetenek sıralanmış, herkes bi hipster, bi bıyık, bi 'We are young' bi kızıl saç, bi tatuaje, bi perçem perçem, bi rasta misali aman Allahım! Dünya'da sanata meyilli ne çok insan varmış!


Dünya dedim, dikkatli okuyucularımın o 'balıkçıl' gözlerinden eminim ki kaçmamıştır. Dünya dedim çünkü bu oyunculuk ve ünlü olma furyası yakında Amazon'da ha bire "İşte medeniyetten uzak bir kabile daha keşfedildi" diye bizlere lanse edilen o insanlara bile sıçrayacak. Sonra onlar da sıçacak! Eee, boşaltım canlıların ortak özelliğiydi, değil mi?


Hal böyle olunca, üniversite okuyan zengin veya diğerlerinin deyişiyle 'piç' gençlik Caddebostan sahilinde oyunculu olma heveslisi olabiliyorlar. Para var, huzur var, tip desen zaten zenginlikten gelen bi asiliyet az çok var, boş zaman ise istemediğin kadar! Eee? Bu adamlar ne yapsın? Girsin bi kaç dandik şirkete de plaza kaşarı mı olsun? Boş durmak ise sosyal çevreden insanı giderek uzaklaştırıyor. Ne kaldı geriye? Oyuncu ya da şarkıcı! Bu devirde ya popçu ya topçu olucan misali.


İnsan nefsine ünlü olmak hep harika bir şeymiş gibi gelmiştir. Halbuki bilseniz kendinizin aslınada kim olduğunu! Halbuki bilseniz zihniniz boş boş çöplerle şeylerde dolu olduğundan bir zaman şöyle bi oturup kalbinizi dinlemeniz- beyninizi, zihninizi değil- gerektiğini.


Konu nasıl buraya geliyor anlayabilmiş değilim vallahi. Ama yazmamdaki amaç aslında sanattaki bu yozlaşmanın sadece amatör-piç oyuncuların kafalarındaki sanat tanımının bozulması değil bildiğimiz basbayağı aktörlerin,sanatçıların sanatı artık tüketim malzemelerine dönüştürme çabalarıdır.


Hilmi Yavuz sağ olsun, bu gün Zaman Gazetesi'ne yazdığı yazı beni epey düşündürdü. Sinir etmedi; sadece düşündürdü. Kelebeğin Rüyası'nda Necatigil'i oynayan 'üstad' Yılmaz Erdoğan'ın gerçekte dersine iyi çalışmadığını söylüyordu yazısında sevgili hocamız Hilmi Yavuz. Yazı burada: http://www.zaman.com.tr/hilmi-yavuz/behcet-necatigil-kelebegin ruyasinda_2061537.html


Sinema artık öyle bir araç olmuştur ki tarihte aslında öyle olmamış olayları sanki öyleymiş gibi göstermeye çalışmakta ve bizleri görselliğiyle, müziğiyle olayların gerçek olduğuna ikna etme hevesindedir. 


Ne mi demek istiyorum aslen. Şunu: Truva'yı nasıl bilirdiniz? Filmlerden. Spartalılar kimlerdir? O filmi de izledik değil mi? Karagöz Hacivat aslen kimlerdir? Filmlerimize bakarsak -Haluk Bilginer, Beyazıt Öztürk çok iyi oynamıştı- bence anlarız. Amerika Amerika sen ne kutsal bir ülkesin sen öyle! Filmlerden öyle olduğunu hadi bizler yutmasak da oradaki halk pekala bütün bunlara ikna oluyor.


 Kanıt mı istiyorsun? Alev Alatlı bu kitabı boşuna yazmamış: Hollywood'u Kapattığım Gün


Her ne kadar Yılmaz Erdoğan benim için gerçekten büyük üstad ise şu durumda büyük ayıp etmiş oluyor. Oyunculuk dediğin nedir? Bir dönemi tanıtacaksan, giysileri falan adamakıllı hazırlamışsan temsil ettiğin kişiliğin de hakkını vereceksin.

İşte tüketim dediğim budur: Görselliğe hem sahneler bakımından hem de oyuncular bakımından aşırı özen gösterilmiş ama arka planda büyük tehlike: Tarihle oynayan ve adeta izleyicilerle ve izleyecek olanlarla dalga geçmek.

Bilmiyorum ama yozlaşma tehlikesinin farkında mısınız? 

Bu yazıyı yazarken ne dinledim veyahut bu şarkıları dinlerken bu yazıyı yazdım: