şaka etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
şaka etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Nisan 2013 Pazartesi

Alkol Yasağı ve Saatlerin Şakası

Bu senenin bir Nisan şakası herhalde dün yapıldı: Saatlerin bir saat ileri alınması! Hala o uyuyamadığım bir saatin acısını çekiyorum. Uykuuu biraz uykuuuu bütün isteğim buydu! Duyguya gerek yok! Hele de bu vize döneminde hiç!

Dün gittiğim 'sabah' kahvaltısına geç kalmamak için saatimi normal kalkmam gereken saate ve bir saat öncesine kurdum ki olur ya, telefon 'otomatikman' kendini ayarlamaz, geç kalırız.


O yüzden, uyandığımda, uyku sersemliğimin gazabı yüzünden, saate bakıp basit matematik işlemlerini yapamadım, pes ettim ve arkadaşı aradım: "Yaaa şu an saat kaç?" Halbuki bırak ilk okul bir matematik problemlerini duvardaki guguklu saate baksam bütün iş çözülecek ya, neyse ya ben bişi demiyorum.


Her sene olur bu muhabbetler: "Ayol saati ayarlamamışım, yok telefon kendi kendine ayarlanmış haberim yokmuş, hocam saatin azizliğine uğradım sınava bu yüzden giremedim" gibi...

Ne zaman sona erecek bu sistem o da ayrı bir muamma! Her defasında, bu sefer saatler son kez ileri/geri alınacak diye haberler çıkmıyor mu?

Bir de benim ayrıca merak ettiğim bi husus var: Bu ayarlamalara kim karar veriyor? T.C. içerisinde gerçekten 'Saatleri Ayarlama Enstitüsü' mü var? Ya da mesela meclis mi karar veriyor bu duruma, son söz Tayyip Erdoğan'a mı ait yani?


Dedim ya o bir saatimi geri istiyorum, belki problem saatlerde değil bahar yorgunluğumdadır. Bu ne böyle hep uyku hep uyku istemek yahu?

Bir Nisan Pazartesine denk geldi böylece Pazartesi Sendromu oldu mu herkese 2013'ten bir kapak! Gerçi yıllardır öğrenci olduğumdandır bir türlü yaşayamadım şu sendromu, çok merak ediyorum.

Bence tek sendrom vardır o da sabah sendromu. Benim için her gün erken kalkmak bi kıyımdır, felakettir!

Yatılı okulda kalırken orada bulunan hocanın bize uyanmamız için kızarken dediği gibi: "Akşam yatmıyonuz, sabah kalkmıyonuz!" Ben buna kısaca boş gençlik sendromu diyorum, o da artık başka yazının konusu olsun. Yoksa, konu konuyu açar, burada sabaha kadar yazarım vallahi!

Bir Nisan hem Game of Thrones'un hem de Leyla İle Mecnun'un günüydü. Walking Dead ise sezon finali yapıyormuş ama onu izlemiyorum.

Game of Thrones'u sabahleyin kahvaltı yaparken izlemiştim büyük bir heyecanla. Elbette pek umduğumu bulamadım ama ne zaman tamamen bir bölümünden süper bi biçimde memnun olunuldu ki?

Leyla ile Mecnun'u ise öyle güzel güzel çayımı koyup diziyi izlemeye başlamışken, tam o anda, jenerikin bitip de dizinin başladığı o anda arayan G. yüzünden ve ondan hemen sonra arayan Y. yüzünden ve dizinin benim gibi fanı olan bi kaç 'gereksiz' arkadaşın ha bire "aaa çok iyiydi şu espri zuhahahah" diye aramaları yüzünden izleyeMEdim. Başından 15 dakika tamamen gitti ve aralar zaten telefonlarla kesinilip durdu/duruldu/durduruldu/dalgalandı da duruldu/en son sana vuruldu...

Gerçi bu yazıyı okuduktan sonra G. arayıp der 'önce sen beni aradıydın' diye. İşte, Leyla ile Mecnun izlerken kimse beni aramasın diye önceden o işleri hallediyorum ki rahatsız edilmeyeyim!  Doktoooor doktoooor! Oynatmaya az kaldı!

Bu vize haftalarında bizim başımıza bu harika dizileri saran hükümeti protesto ediyorum!

Her şeyi hükümete yıkıyoruz ya bunun da suçlusu AKP amına koyim partisi!

Bu sefer de Kadıköy'de içki yasaklanıyor kampanyasıyla devrim yapılmaya çalışılıyor a dostlar! Ama tabii ki bu kez odak noktası Kadıköy belediyesi ve başkanı Selami Öztürk. Kadıköy'de İçki Yasağı Yok diye bir yazı koyulmuş bloga, okunulup olay nedir tamamen öğrenilmeli.

Geçen Kadıköy'e hadi bişeyler içelim diye gittiğimizde elimizde biralarla öyle sokak ortasında takılmıştık, üstelik kalabalık bi grup olmamıza rağmen kimse "Kardeşim içemezsiniz bu yasssak, rahatsız oluyoruz" demedi.

Ama ve lakin her Türk insanının canı gönülden bildiği gibi biz Türkler içmeyi çok beceremiyoruz. Galata civarlarında buna benzer olaylar yaşandı, şimdi ise Kadıköy sakinlerinden bazılarının sanırım bardağı taşmış.

En son İzmir'e gittiğimde karşı komşumuzun arabası paramparça olmuştu o civardaki sarhoşlar yüzünden. Muhitimizde çok kaliteli barlar var ama her ne oluyorsa geç saatlerden sonra insanlar azıtabiliyor. Bunu muhafazakar insanlardan ziyade içki içen, partilere giden, kendisi de bir zamanlar azıtmış/azıtabilmiş insanlar daha iyi bilirler, olabilecekleri.

Tabii bunun engellenmesinin sebebi insanların daha çok bilinçlenmesi mi yoksa barları ve tekelleri daha erken kapatmak mı bilemeyeceğim.

Bir hafta önce yine Kadıköy'deyken, saat iki buçuk gibi, ben artık evime dönmeye karar vermişken arkadaşlar eve gidip içmeye devam kararını verdiler ama bira satan yer bulamadılar. (Ben de bu arayışın bir kısmına tanık oldum ama sonra eve döndüm) Sonradan anlatılanlara göre bi kaç bira alıp eve dönmek onların yarım saatine mal olmuş.

Mekan Kadıköy çarşı! Saat iki buçuk! Gece alemi için çok erken bir saat ve alkol satacak yer yok, mekanlar zaten ikiden sonra kapanıyor! Eeee nereye sıçacak bu millet!?

Elbette bendeniz buna bir çözüm buldum: Üsküdar'da yaşamak! Bazılarının dediği gibi Üsküdar'da içki satışı yasak değildir, oturduğum yere beşer dakika uzaklıkta iki tekel var ve hemen hemen sabaha kadar açıklar. Ama Üsküdar'da böyle 'azıtma' vukuatları oluyor mu? Ben hiç rastgelmedim!

Üstadın dediği gibi önce esnaf izin vermeyecek, esnaf dikkat ederse hiç sorun çıkmaz! Erdal baggalın dediği gibi "Alışverişi süpermarketten yaparsın ama cenazene bakkal gelir!"

Yani diyorum ki önce orada yaşayan halk önemli. Orada yaşayanlar rahatsız oluyorsa, paşa gönlün bilir, evinde otur zıkkımlan mesela!

Zaten bu alkol fiyatlarıyla daha ne kadar zıkkımlanabiliriz onu da ateistler düşünsün!

Bazen yasaklar işe yarıyor: Sigara yasağı mesela. Hele de benim gibi vapurlarda içeriye giremeyen biri için über süper bir olay bu yasak. Oh mis! Kimse o boğazın tadını çıkarırken bana engel olmuyor.

Mesela geçen Pazar günü! Sahilde kafede arkadaşlarla oturmuşuz denizin ve güzel havanın tadını çıkarıyoruz. Tam önümüzdeki masada pörsümüş ciltleriyle iki adet yaşlıca kadın oturmakta ve sigaralarını pöfürdetmekteler. Rüzgar tanrısı Hermes sağ olsun bütün duman arka taraftaki bizlere gelmekte. Ama öyle bi zehir gelmekte ki bize sanki kadın sigarayı değil de kendisini yakmış ve kendi kendini içiyor. Ne mi yaptık? Hiç! Çünkü kalkıp başka tarafa geçebilirdik, gerçi geçmedik diğer tarafa, oturduk bütün sigaraları biz de içtik!

Küçük bir anı aklıma geldi anlatayım da yazıyı bitireyim artık. Sevgili dost F. nin şöyle bir anısı olmuş. Bir gün, her zaman uyumayı seven dolayısıyla her zaman geç kalan beni beklerken sahilde bankların birine oturmuş takılıyor. Derken yanına bir adam gelmiş, sigara paketini cebinden çıkarmış, otomatik bir biçimde kendisi yakarken yanında oturan F. ye de uzatmış sigarayı.

Öyle ya, çakmak isterken kibarlaşan, sigara yakarken ayıp olmasın diye karşısındakine sunan bir milletiz.

Neyse, F. de racona uyarak kibar bir şekilde teklifi reddettikten kısa bir süre sonra adama dönüp: "Beyfendi, sizce birine sigara uzatmanız yeterince ayıp değil mi?" demiştir. Adam tabii ki önce dumur! Sonradan haklısın, zararlı ama alışkanlık falan bir şeyler gevelemiş adam. Hatta diyalog öyle bi duruma gelmiş ki adam F. nin zekasına ve düzgün ahlakına hayran kalmış, benim de kızım üniversitede, bence tanışın noktasına getirmiştir muhabbeti.

Yani diyorum ki bilinçaltımız berbat! Alkol diyoruz yasaklanıyor diyoruz özgürlük diyoruz ama alkolü anormal bir şey olarak addetmiyoruz. Sigara yasağı diyoruz, serbestlik diyoruz, istediğim yerde içerim bana ne diyoruz ama sigaranın anormal bir şey olduğunu unutuyoruz.

Yani diyorum ki bilinçaltımız berbat! Sıçayım bilinçaltlarımıza! Bizden bi bok olmaz!

Neler dinlemedim ki!