Bazen bir an geliyor, gözlerime diyorum ki 'işte şu gördüğün şeyi lütfen unutma, nereye kaydediyorsan kaydet, çünkü bir kaç dakika sonra bu anın büyüsü bozulacak, hiç yaşanmamış gibi olacak, unutma onu, hep hatırla, hep hatırlat!'
Ama insanoğlu işte, unutan varlık. Zamanla o anın müziği yavaşlıyor, rengi ufaktan soluyor; hikayenin kahramanları bir müddet sonra birbiriyle karışıyor, simalarındaki mimikler, belki kahkahalı, belki ağlamaklı, hepsi gidiyor, gidiyor.
Günlük hayatta kayboluyor hatıralar ama eğer sizi etkilemişse o anın gücü, gündelik yaşamda hatırlanması zor olsa da, rüyalarda tekrar kendini gösteriyor, o anın tıpkısı kalitesinde. O zaman diyorum ki kendi kendime: 'Unutmamışım' Peki nereye kayboluyor hatıralar rüyalar sona erdiğinde? Pek bilinmiyor. Kafada kalmadığı besbelli. Sanırım kalbe yazılıyor o güzel hatıralar. Kalp rüyada açığa çıkıyor, kendisini aşikar ediyor, 'bende o hatıraların da varlar!' diyor, 'yeis bataklığına sakın düşme!' diyor, 'o anlar ve o anların sende oluşturduğu duygular hepsi çoktan içinde' diyor.
Bize düşen kafamızın içine bakmak değil, kalbimizin içini açıp bakmak. Acaba neler oraya kaydedilmiş? Hangi müzikler, hangi çığlıklar, hangi aşklar, hangi görüntüler...
Kaybolmasın istediğim o kadar güzel hatıra var ki hayatımda. Hiç biri kalmıyor sonra.
"Vücudum dönmedi kendi etrafında ama gözlerim, midem, ruhum o insanların, o müziklerin etrafında pervane gibi döndü."
Ne yapıyorsun?
Şiir ezberliyorum
Senin için
Hani dünya pür kıyamet oynarsa
Başını sokacak sakin bir yer bulunmazsa
Kahvehaneler bir bir boşalırsa
Nazını çekecek kimin
Kimsenin
Olmazsa
Hemen kapıma gelirsin
Uzun şiirler dökerim diye
Sana
Ne yapıyorsun?
Şiir ezberliyorum
Unutmamak için
Olur ya kitaplar silinir
Bir bir
Yok olmaya yüz tutmuş
Bir kaç sayfa şiir
Ağlatır
Gözyaşı neymiş ki?
Unutmamak için
Seni
Ezberliyorum
Şiir
*Bir bahar mevsimi yazılmıştı, ama hangi seneydi, hatırlamıyorum.
- "Bu ne yahu, hep Osho'dan örnekler veriyorsun, iyi ki bir Osho'n var!" demişti bir ara kardeşim. Utanmıştım, Osho'dan çok bahsediyordum hakikaten. O an annem hızla imdadıma yetişti: "Osho abin için hayalinde olmasını istediği dedesi gibi. Ak sakallı dede gibi." Evet, o zamana kadar dikkat etmemiştim ama dedemin bir Osho kadar olmasa da bilge, ak sakallı dedelerden olmasını isterdim. Kafam karıştığında, yol ayrımına girdiğimde, belki yoldan şaştığımda bana sıcacık hikayeler anlatacak bir dede. Ne diyeyim? Böyle dedeleri olanlar çok şanslı. Böyle dedeleri olmayanlar ise dedelerini dışarıda arıyorlar; tıpkı benim aradığım gibi.
- Aradan uzun yıllar geçti, bir sefer gündelik ziyaret dışında doğduğum şehre, Giresun'a, gitmemiştim. Pek mühim bir sebebi yok, zaman olmadı diyeyim. Ama bir kaç hafta önce çocukluk arkadaşlarımın nişanları muhabbetine bu küçücük şehre gittim. Özlemişim elbette, insan doğduğu ve büyüdüğü şehri unutur mu? Şehir yıllar geçtikçe bir acayip değişmiş, modernleşmiş, trafikleşmiş, yeri gelmiş iğrençleşmiş, o şirin estetik yapısı bozulmuş. Dolayısıyla o eski Giresun'u bulamadım. Peki neyi özlemişim, neyi sevmişim? Rahatlığı! Oradayken farkına vardım ki Giresun kurtarılmış bir bölge. Mesela bir hafta televizyon izleme, ülkede ne olmuş ne bitmiş hiçbirinden haberin olmaz. Atom bombası atsalar ülkeye Giresun'daki insanlar denize girmeye, pide yemeğe, fındık ekmeye devam eder. Peki, abartı oldu, kabul ediyorum ama çıkarttınız siz manayı. Bravo size!
- Bu ayki tatilden sonra İstanbul'a eve geldim. Salona girdim, bir baktım yerlerde kuş boku! Kuş boku lan! Kendi kendime hayaller kuruyorum, eve kuş mu girdi, ben yokken kanarya falan mı aldılar diye. Alışkınım ev arkadaşlarımın evde rahat takılmasına, eve ayakkabı ile girmesine. Ben de öyle takılıyorum artık, uyum sağladım. Neyse ki dün J. sağ olsun evi temizledi de kurtulduk şu kuş bokundan.
- Bok deyince Kurbağalıdere canlanmış diyorlar. Kokusu artık bütün Kadıköy'de. 1994'te de kokuyormuş, 2015'te de kokuyor. İnşallah hastalık falan çıkmaz.
- Geçenlerde duydum. Arkadaşım İ. üniversite zamanlarında yurtta kalırken psikolojik tedavi için biraz etkisi güçlü olan ilaçlar alıyormuş. O gün ilacı almış, odasına doğru yürümeye başlamış. Ama ilaç kafayı nasıl etkilediyse bambaşka bir odaya dalmış. İçeri girmiş, odadaki televizyonun karşısına çömelmiş oturmuş. Odadaki elemanlar ilk başta bir anlam verememişler olan bitene. Neyse ki iyi insanlara denk gelmiş de hiçbiri dokunmamış bizimkine. Bir müddet kalıp tv izledikten sonra çıkmış gitmiş arkadaşım.
- Geçenlerde duydum. İstanbul'da özel bir üniversiteye başlayan arkadaşım A. orada yeni tanıştığı tiki tiplerle konuşuyormuş. Bir kız 'nerelisin' diye sorunca A. 'Giresunluyum' demiş. Tiki kız da 'Yaa karşı tarafta değil mi orası, bir kere gitmiştim' diye patlatmış cevabı, ya da patlatmış bizimkisini.
- Son zamanlarda hoşuma giden bir söz: Kişisel gelişmeyin, ayıptır!
- Geçenlerde dükkanda kardeşimle beklerken içeriye yaşlı bir adam girdi. Kulağı duymadığı için bağıra bağıra "Buranın adamı nerde?" dedi. "Biziz amca, buyur gel!" deyince "Yok, buranın adamı başka, siz değilsiniz" dedi ve döndü gitti.
- Bu sene Öss'ye girip Sanat Tarihi bölümünü kazanmam sonucu aynı bölümde okuyan arkadaşımdan gelen mesaj: "Zara'da fularlar yüzde elli indirime girmiş, kaçırmadan alalım!" Kemik gözlük, puro ve Bomonti marka bira da aldık mı tamamdır.
- Blogu aksatmayayım diye can sıkıntısından yazılmış bir yazıdır bu. Zaman bulayım hele neler anlatıcam neler!
Yolda giderken bizi gaza getiren Mercan Dede parçası Yedi Uyuyanlar'dan Mernuş!
Mihai Toma - Flutaka ise bu aralar bayıldığım Buddha Bar şarkıları arasındadır.