Zordur bir şairi kendine aşık etmek.
Gözleri karanlık, kaşları seher.
Karadeniz'de dalga olmak lazım,
Ege'de tuz.
Zordur bir şairi kendine aşık etmek.
Gözleri karanlık, kaşları gece
Kız Kulesi'nde erkek olmak gerekir.
Efes'te Musa,
Barlar Sokağı'nda şarap,
Zeytin tohumunda incir,
Yedi nefste Zorba,
Gazze'de bir zürafa,
Çay bardağında rakı,
Endülüs'te raks,
Kendinle seks,
Cennet'te ateş,
Cehennem'de Meryem.
Zordur bir şaire aşık olmak.
Gözleri karanlık, kaşları hilal.
Bazen arada derede kalmış, huysuzlanmış, depresyona girmiş, intihara ufaktan ufaktan meyil etmiş tanıdıklarıma beni böyle durumlarımda umutlandıran bir sözü söylüyorum: "Don't worry be happy!" Herkesin kendisini mutlu edecek anıları, sözleri, şarkıları vardır. Benimkisi ise uzun zamandır işte bu muhteşem söz: "Don't worry be happy"
Bu sözü herkes o meşhur şarkı dolayısıyla bilir. Söyleyen hakkında çeşitli yanılgılar olsa da iyi insanlar bilir ki bu şarkı Bobby McFerrin'e aittir. Yorulmuş hayatımıza neşeli ve umursamaz ıslıkları ile bol bol eşlik eder.
Peki söz kimin? İşte bunu iyi insanlar değil güzel insanlar bilir. "Don't worry be happy" sözü sessiz mistik insanlardan olan Meher Baba'ya aittir. Gülüşü, bıyıkları, enerjisi ile tanrının bir avatarı olan Meher Baba Hintli bir bilgedir. 1969 yılında bedeni toprak altına girse de kendisi sözleri ve aydınlığı ile her zaman aramızdadır.
Hani derler ya ölen hayvan imiş insan ölmez diye; Meher Baba'nın öldüğünü kim söylemiş? O hala bizlere "Takılmayın, mutlu olun!" diye telkinde bulunup biz insan olmaya aday erlere emirler yağdırmaktadır.
Meher Baba'nın hayat hikayesi hakkında biraz farklı iddialar var. Fakat Meher Baba'nın hayatında belli noktalar oldukça aşikar.
Hayatı hakkında pek bilgiye sahip olunmayan ve genellikle belli bir ağacın altında saatlerce hatta günlerce oturan Müslüman mistik kadın Hazrat Babajan bir gün Meher Baba'yı yoldan geçerken çağırır ve alnından öper. Bu sırlı buse öyle bir güce sahiptir ki o zamanlar genç bir çocuk olan Meher Baba uzun bir müddet komada kalır. Komadan çıktığında artık aydınlanmış bir insan olan Meher Baba bir daha konuşmaz ama müridleri ile kendisine has olan bir işaret dili ve yine kendisine has olan özel bir alfabe tahtası ile iletişim kurar.
Osho bu gizemli öpücüğü Hazrat Babajan'ın enerjisinin en güçlü dışa vurumu olarak nitelendirir. Bazı insanların aydınlanması zamanla olur, der. Yavaş yavaş o aydınlanma enerjisi gün geçtikçe kişiyi ele geçirir ve sonunda öyle bir an gelir ki artık enerji, bir çember misali, kendisini tamamlamış ve kişi aydınlanmıştır. Veyahut o aydınlanma enerjisi Hazrat Babajan'dan Meher Baba'ya geçtiği gibi bir anda olur. Fakat bu enerjinin aniden birine verilmesi yıkıcıdır. İşte bu yüzden Meher Baba o enerjinin ağırlığı yüzünden kendisini kaybetmiştir ve komaya girmiştir. Komadan çıktığında ise o artık eski, bir önceki, kişi değildir.
Bunlar tabii ki Osho'nun cümlelerinin birebir tercümesi değil. Ben hatırladığım ve kendimde idrak ettiğim kadarını bu şekilde yazdım. İsteyen kısa bir araştırma ile tam sözleri bulabilir ve kendisi zevk edebilir.
Bu enerjiden bahsederken aklıma Kur'an-ı Kerim'in bir anda değil de zamanla peygambere inmesi geliyor. Hatta denir ya Kur'an bir defada indi ama zamanla açıldı diye. Öyle işte... Böyle büyük enerjinin bir defada inmesi normal insanlar için felaket olurdu, kaldıramazlardı. Vahiy enerjisi hakkında da buna benzer şeyler bahsedilir: Mesela peygamber devesinin üzerinde iken vahiy ona geldiğinde o enerjinin ağırlığıyla deve çökerdi, gibi.
Meher Baba iyi ki aydınlanmış ve bizlere harika hediyeler göndermiş alacakaranlık alemlerden. Bence bunun en güzeli "Don't worry be happy"
Sözün aslı ise tam olarak şöyle: "Do your best. Then, don't worry; be happy in my love. I will help you."
Peki Türk sıtayla Meher Baba kimdir, tahmin edebilir misiniz?
70'li yılların Oya Bora'sı olan Güzin ile Baha grubundaki Baha! Baha abimizin tatlılığını, enerjisini ve güzelim bıyıklarını Meher Baba'ya benzetmeyen ayıp eder. (Aşağıya resimlerini koydum.)
Güzin ile Baha'nın da bizlere adeta "Don't worry be happy" şarkısının verdiği mutluğu aynı şekilde veren, naklen dilimize pelesenk olan, bir hit şarkısı var: "Ateş Böceği!"
Evet evet, o bildiğimiz gecemizi aydınlatan, aşk bahçemizi süsleyen ve kovaladıkça kaçan ateşböceği!
Ben de yakın zamanda gönüllü olarak oynadığımız tiyatro oyununda Güzin abla ile tanışma şerefine eriştim. Onda da öyle bir enerji var ki onun o canlılığı, tatlılığı beni adeta gençliğimden utandırdı. Kendisini Giresun'dan tanıdığım tatlı mı tatlı ama cadı mı cadı R. ablama çok benzettiğimden ayrıca bir sempati duydum kendisine.
Kim bilir bu koca evrende bize bu huzur dolu, motive edici ve belki vicdanlarımızı rahatlatıcı hediyeleri veren nice nice sevdiklerimiz, sanatçılarımız, avatarlarımız oldu ve olacak.
Kim bilir? Baba bilir çünkü...
It's all in Baba's hands!
Meher Baba
Güzin ile Baha
Bu yazıyı yazarken bana eşlik eden parçalar tabii ki:
Bobby McFerrin - Don't Worry Be Happy
Meher Baba'nın sözleri ile hazırlanmış çok şirin bir parça
Güzin ile Baha - Gençlik Başımda Duman
Ayrıca bir buçuk saatlik uykuyla ayakta kalan ama hala uyumak bilmeyen bünyemi uyutmak için içtiğim Bourbon Whiskey'i yeni ev hediyesi olarak getiren sevgili K.'ya teşekkür ediyorum. Uyumak için blog yazdım ve bir şeyler içtim ya alacağın olsun ulan! Uyuyamıyorum!
Neyse Meher Baba bir yerlerden sesleniyor yine: "Don't worry be happy in my love!" Uyuruz elbet!
Buyrun size bir masal: Havanın biraz puslu olup insanın içini acıtan günlerinin birinde zavallı bir Havva zavallı bir Adem'e aşık olmuş. Havva'nın başka bir heves arkadaşı bu güzel haberi Adem'e Hermes'in rüzgarı gibi söyleyivermiş: "Havva sana çok bayılmış!" Ama Adem teşekkür etmiş ve Havva'dan çok hoşlanmadığını belirtmiş. Tabii ki bu hem Havva'yı hem de Havva'nın hevesli arkadaşını epey şaşırtmış. Daha sonra bu olay üzerinden iki hafta geçtiğinde Havva'nın pek hevesli arkadaşı Adem'e Havva'nın yeni bir kişiye aşık olduğunu söylemiş. Adem ise çok düşünmeden yapıştırmış cevabı: "Eee? Sen bana Havva'nın aşık olduğunu söylemiştin, meğersem o sadece seks istiyormuş!"
Buyrun size bir fıkra: Yıllardır Sunay Akın Kız Kulesi'ne Şiir Cumhuriyeti desin dursun. Kız Kulesi Sunay Akın'a küsmüş olacak ki başkalarının kollarına çoktan girivermiş. 2015 yılı Uluslararası Üsküdar Şiir Festivali'nin ilk yılı oldu. Açılışını da Kız Kulesi'nde yaptılar. Ummadıkları ideoloji sahiplerinden böyle bir festivali görmek ve Kız Kulesi'ni onlara kaptırmak bazılarının zorunda gitmiş duyduğuma göre. Varsın üzülsünler, Kız Kulesi artık şiirler anılmaktan epey mutlu.
Buyrun size bir teşhis: Beşiktaş'ta şirin mi şirin bir barda sevgili E. ile oturuyorduk. E. öyle güzel şeylerden bahsetti ki dedim 'ben bunları bloga bir ara koymalıyım!' Mesela onlardan biri: İnsanın yaşı biraz geçkinken (yani maaaaalesef bizler, hepimiz) evlilik için etrafa kafasında binbir şart ve düşünceler ile bakınıyor. Yok boyu şöyle olsun, yok konuşması böyle olsun, yok şu bölümden mezun olsun, yok yok yok... Haliyle elimizde de yoktan başka bir şey kalmıyor böyle mızmızlanınca ama konumuz bu değil, neyse. Hatasız dost arayan dostsuz kalır derler de neyse bayramlık ağzımı açmayacağım şimdi. Lakin sevgili E.'nin iddia ettiği bir şey var. İnsan gençken bu kadar şartı, maddeyi bilmiyor; henüz tecrübesi yok çünkü, o şartları gerektirecek koşulları daha yaşamamış. Haliyle karşı cinse belli bir içgüdü ile yaklaşıyor ve o içgüdü ona doğru insanı bulması için yardım ediyor. O içgüdünün içeriği ne peki? İşte insanın yıllar sonra tecrübe edeceği yaşantısından elde ettiği o şartlar, maddeler, ıvır zıvırlar.
Buyrun bu da bonus: Yukarıda Adem ile Havva'dan bir anekdot anlatınca aklıma Osho'nun Adem elması hakkında söylediği bir şey geldi. Tabii ki koca bir sohbetten cımbızlama olacak ama yine de manalı kalıyor.
Adem elmayı yedi ama yutamadı, elma boğazına takıldı. Çünkü Adem ikiliğe düşmüş gibi hissediyordu. Onun bir parçası elmayı yutmak ve elmanın niteliğini keşfetmek istiyordu ama diğer bir yarısı ise bundan korkuyordu. Adem kararsızlığa düştü ve elma orada takıldı kaldı. Bu yüzden asla ama asla yeni Adem elmaları yaratmayın. Yapacağınız şeyleri tamamen yapın, böylece onu yutup rahatlıkla hazmedebilirsiniz.
İkilikte kalmayın diyor yani, kararsız olmayın. Bu bana bizim trafik ışıklarında yazan uyarıları anımsatıyor. Hani, kırmızıda durunuz ama karşıya geçmeye başladıysanız eğer geçişi tamamlayınız gibi. 'Kırmızı yanıyor ama sen salakmışsın, karşıya geçmeye başlamışsın, bari kararsız kalıp yolun ortasında durma, kazaya kurban gidersin Allah korusun, yolun ortasındaysan geç karşıya da bitsin bu muhabbet daha fazla uzamasın!' der gibi.
Hatta Osho şunu da diyor: "They say: Think twice before you jump. I say: Jump first and then think as much as you want."