Yıldızların yok olduğu gün de böyle olmuştu,
Parmaklarımın titrek boğumlarına bakakalmıştım,
Parmaklarıma değil işaret ettiğime bakın diyenlere inat,
Ellerinden zemzemleri fışkırtanların yanındaydım!
Yüzüm buz tutmuştu,
Buzdağlarının görünmeyen yüzü kadar
Benim görünen nefretlerim vardı,
Öfkenizi içinize atmayın diyenlere inat,
Aslanın ateşinden son anda kurtulmuşum ben, berbat!
Sen, saçlarının bir kısmını salmış,
Bir kısmını toplamış beyaz gece!
Muntazam dağınıklığından kime ne?
Lütfen bana en sevdiğin rengi söyle!
Yıldızların yok olduğu günden üç sene önce
Tılsımlı bir şiir yazılmıştı geceye
Varsın komşular rüyalarını hayra yorsun
Her şerde bir hayır vardır diyenlere inat
Tam üç kere
Hayır, hayır, hayır,
Haykırmaları
Güneşin battığı yerden Poyraz Rüzgarı'na
Kesik kesik selamlarını çaktı
Tanrı bile bu kadarını yapamazdı.
Yıldızların yok olduğu gün de böyle olmuştu,
Bakıp bakıp pörsümüş resimlere
Sen hangisisin diyenlere inat,
Bu dava benim demiştim,
Yine de seni beklemiştim
Çoğunlukla "Estatic Fear - Chapter IV" eşlik eder zaten...
Mart kedisi gibisin kardeşim,
Bağırdıkça çoğalan, çoğaldıkça bağıran
Bohem 'Le Chat Noir' soğukluğu
Bİlinmeyen bir dilde konuşan
Kara kediden korkuyorsak eğer
Kabahatin çoğu senin, canım kardeşim!
Caetano Veloso - Cucurrucucu Paloma(Hable Con Ella)
"Kimisi" demişti çağımızın büyük düşünürlerinden biri "Kimisi hafızasına tapar."
"Şu olayı hatırlıyor musun, der. Şu yılda şu yarışmayı şu ülke kazanmıştı, nasıl hatırlamazsın, der. Şu siyasetçi şu vakit şöyle söylemişti ama bak bu vakit böyle söylüyor, der."
"Kimisi ise zekasına tapar. Çevresindekilere zeka oyunları sorar, matematikte ustadır, 'bakın siz bilemediniz ama ben bunu ilk bakışta çözmüştüm' der.
Zekasıyla övünür, ister bilerek ister bilmeyerek.
"Kimisi ise şefkatine tapar. Etrafındakilere o kadar şefkat bocalar ki oradaki herkes bu rahmet karşısında boğulur, ezilip büzülür."
Şefkati ile övünür, ister bilerek ister bilmeyerek.
Putlarımızı istediğimiz kadar çoğaltabiliriz. Kimisi paraya tapar, kimisi cinsel gücüne. Kimisi güzelliğine tapar, kimisi aydın görünüşüne. Kimisi akademik kariyerine tapar, kimisi kibarlığına. Kimisi aşkına tapar, kimisi arabasına.
Kapitalist çağda yaşıyoruz. Tapmak için neden bulamasak da biri gelir bize tapılacak rol modellerini bir bir sıralar. Biz de kanarız, safız ya!
"Örneğin bu elimde görmüş olduğunuz model son yılların oldukça popüler putudur. Ben bunu tam iki bin kişiye sattım. O zamanlar bu putu elde etmek pahalıydı, şimdi görece ucuzladı. Haydi, senin hatrına fiyatı biraz daha indiriyorum. Kaynım gelse bu fiyattan vermem ona göre, senin güzel gönlün için güzel abicim"
Kabenin içindeki putları Hz. Muhammed ve Hz. Ali teker teker yıkmış derler. Kabenin içi boşaltılmıştır, putlarından arındırılmış. O yüzden secde o tarafadır, putsuzluğa.
Boşluğa..
Sessizliğe...
Aşk bile put olmuştur Yunus Emre için. O yüzden kendisi "Aşkın aldı benden beni, bana seni gerek seni!" demiştir.
Tabii öncelikle aşkı put edinmek gerekir, onun için önce 'Aşık Yunus' olmak gerekir. Hace Bektaş Veli'den nazar alıp Taptuk Emre'nin dergahına dümdüz odunları taşımak gerekir.
Kendime soruyorum, neleri put edindim, bilerek veya bilmeyerek.
Cevap çok, sonuç yok.
Oldukça tehlikeli bir hal, değil mi?
Amaaaan,
Varsın öyle olsun be... "Meyhaneci...koy, içki koy ya!"
"Doldur be meyhaneci, boş kalmasın kadehim!"
Hem Osho ne demiş? "I am not believer in fasting, I believe in feasting!"