22 Mayıs 2015 Cuma

Sıçma Özgürlüğü

Malum, blogumu bir nevi günlük gibi tutacaktım; her gün olmasa bile kendimle alakalı güncel haberleri sık sık verecektim. Çünkü blogumu arama sitelerine kapatmıştım ve uzuuun bir zamandır da hiçbir sosyal medya aracılığıyla paylaşmıyordum.

Sadece bilenlere, tanıdıklara, dostlara, canlara ve yoldan sapıp da burayı bulmuşlara özel bu blog.

Beni tanıyanlar zaten az çok ne halde olduğumu biliyorlar ya; o yüzden buraya bir şey yazmışım, yazmamışım pek mühim değil.

Bilmeyenler için söylüyorum: Son haftalarda halim eski Hint Başbakanı Morarji Desai gibi sidiğini sağlık için içenlerden hallice. Nasıl mı? İyice boktan bir durumdayım.

Ama alıştım! Derler ya bir özelliğe alışmak isterseniz onu 21 gün deneyin, yapın diye. Mesela, 21 gün erken kalkan biri için erken kalkmak bir alışkanlığa dönüşürmüş. Bende de öyle oldu. 21 gündür zihnimin boklarıyla yüzüyorum. Kadıköy sahili gibi kokmuşum, İzmir Karşıyaka sahili gibi kahverengiyim. Giresun'da löngözde yüzüyormuşum da birden bir girdaba girmiş ve Batlama deresinin kokan kısımlarına yüzerken denk gelmiş gibiyim.

Şu an ise birazcık sarhoşum. Yarın erken kalkacağımdan ama uykum gelmediğinden bir ninni misali klavye tıkırtıları sayesinde uykuya dalabileceğimi hayal ediyorum, bloguma yazıyorum.

Konu madem boktan şeylerden açıldı, o halde dedim ki sizlere geçen gün arkadaşlarla konuştuğumuz konuyu yazayım:

Sıçma Özgürlüğü!

Hele de seçimler bu kadar çok yaklamış iken! Epey mühim bir konu!

Özgürlüklerden bahsedersek; daha dün, Liberal Demokrat Partisi Bonzai'den kurtulmak için Marijuana'yı yasallaştırmamız gerektiğini söyledi. Elbette bunlar reklam kokan hareketler ama - sarhoş olduğumdan konuyu toparlayamayacağım kusura bakmayın- en özgür düşünceli parti şu günlerde LDP'dir.

LPG gibi oldu. Hayır, kaç para ulan bir flüt?

Özgürlük ile ilgili her şeyi hallettik diyelim: Gazeteciler, 301'den yargılananlar, eşcinseller, başörtülüler, Kürtler, Lazlar, asker kaçakları, veganlar, vagonlar... Bütün bunların sonunda LDP dahil kimsenin çıtının çıkamayacağı, kimsenin aklına gelmeyecek bir problem ortada kalıyor: Sıçma Özgürlüğü!

Freud'un harikulade bir eseri var bildiğiniz gibi: Uygarlığın Huzursuzluğu. Medeniyetin gelişmesi yani şehirlerin gelişmesiyle veya uygarlaşma sonucu ile bireylerde olan realiteden kopuşu tekrar nasıl realiteye sokarız düşüncesiyle oluşturulmuş fevkalade fikirler.

Psikoloji, felsefe okuyanlar bilir, ben detaylandıramayacağım. Sadece küçük ama küçük olduğu kadar da ukala bir fikir beyan etmek istiyorum. Modernizm kölesi olmuş ve uygarlaşma eşiğindeki insanların problemlerinin en önemlisi şehirde rahat rahat sıçamamanın verdiği üzüntülerdir.

Bir şeyi sıçamamak insanı rahatsız eder. İnsan sıçtıkça rahatlar, düşünceleri hizaya gelir, kaprislerden kurtulur, stresten azad olur.

İşte, tam da bu yüzdendir ki bir insanın aklına en iyi fikirler tuvalette gelir. Çünkü o an öyle bir enerji boşaltımı olur ki yerine yepyeni, taze, daha verimli, bereketli bir enerji gelir.

O yüzden çok mastürbasyon yapmamak lazımdır ama bu başka bir yazının konusu. Haydi yine Osho'ya bağlayacaktım konuyu, kurtuldunuz.

Şehir yaşamında sıçma özgürlüğü yoktur. Yani bir beşer gidip başka bir beşerin özel mülküne sıçarsa ayıp eder ve yasal olarak suçtur: Özel mülke tecavüz. Buna karşın, kamusal alana sıçmak da kimi ülkelerde suçtur.

O zaman şu haklı soru ortaya çıkıyor: Nereye sıçacak bu adamlar?

Uygarlaşmanın sıçma hakkındaki vardığı kararlardan biri de mesela köpeklerin parklarda rahat sıçabilmesi için sahiplerinin ellerinde bok poşeti gezdirmeleri gerekmesidir.

Böyle söylüyoruz da köpekler kediler sıçtıkları yeri temizliyorlar, bizler pis yaratıklarız, sezgilerimizi kaybetmişiz, sıçamıyoruz. Uygarlaşmanın gerektirdiği kurallar hayvanlara değil bize.

Lakin, benim bahsetmek istediğim sıçma özgürlükleri sadece bunlarla sınırlı değil.

Mesela, ben bir ara Alamanyalardayken arkadaşlarla bir otele gitmiştik. Orada çok muhabettim olmayan bir İspanyol kız grubu da var. Bende de orta seviye İspanyolca olunca onlarla konuşmaya çalışıyorum, içlerinden biri de gayet hermosa bir chica. Kızdan biraz hoşlandım yani. Neyse, akşama bir yerlere gidilecek, ben ise gitmeden önce rahat bir sıçayım ki gece başka başka yerlere gidersek cool cool takılırım dediydim. Bu arada otel dediğim de öğrenci hosteli aslında, her katta bir tuvaleti olanlardan. Bütün bu ulvi düşüncelerle tuvalete girdim, rahat rahat sıçacak, bütün kötü enerjileri üstümden atacaktım. Kapıyı kapattım, klozeti ıslak mendille güzelce sildim, yüzümde pezevenkçe bir gülümseme ile oturdum. Bir de ne göreyim? Tuvaletin kapısı yere tam değmiyor. Hani böyle okul tuvaletlerinde olur ya kapının alt kısmı olmaz, tuvalette sıçan insanların ayakkabılarına eğildiğin zaman bakabilirsin, o hesap yani. Tabii benim o an düşündüğüm şey ayakkabılarıma birinin bakabileceği degil, direkt hostelin holüne açılan kapıdan odalara yayılabilecek seslerdi. Yani, şiddetli osursan holdeki kişi duyacak. Bütün bütün sıçsan herkese rezil olacaksın falan. Beni aldı böyle boktan düşünceler. İstediğim gibi sıçamıyorum, çünkü rahat değilim. Böyle minik minik, kibar kibar sıçmaya çalışıyorum ki port pooort pooooort sesleri yerine pıt pıt diye sesler gelsin. Biraz başarıyorum ama mutlu değilim. O sıçabilmenin verdiği huzur yok, yapay bir şeyler var etrafta. Derken o İspanyol kız grubu hole çıkmasın mı? Tuvaletin kapısının biraz çaprazında toplaştılar, öyle bekliyorlar, bir şeyler konuşuyorlar. Hayır, İspanyolcam var ama sıçamadığım için o kadar mutsuzum ki söylediklerini anlayacak gücüm kalmamış. Kızlar tuvaletin önünde durdukları için bu sefer hiç sıçamıyorum. Bağırmak istiyorum, sesim çıkmıyor; sesim çıksa, patlasam büyük sıçacağımdan korkuyorum. Osuramıyorum, sıçamıyorum, daha fazla dayanamadım, orada bayılmışım. Sabah kendimi hastanede buldum....

Değil tabii... Kızlar gitti mekana bizden önce, ben çok rahat olmasam da iyice sıçtım ama bir daha o kızların yüzüne bakamadım. Sanki çok ayıp bir suç işlemişim gibi.

Şimdi... Bu sıçma özgürlüğümüzü, etrafta rahatça osurma özgürlüğümüzü elimizden alan kim? Kültür? Devlet? Özel sektör? Ahlak? Uygarlık? Kapitalizm?

Cevabı ben bilmiyorum. Bildiğim bir şey varsa eğer o da artık isyanın başlamış olduğudur. Hastaneye sıçan teyze, metrobüse sıçan kişi, kimse o artık, bir kıvılcım başlattılar.

Hayli boktan bir yazı oldu, kabul ediyorum ama kişisel gelişim uzmanı gibi bitireyim yazıyı:

Boşaltım iyidir. Sadece yediğimiz besinleri boşaltıp rahatlamak değil; kafamızda bizleri rahatsız eden bütün düşünlerden kendimizi boşaltarak arındırmalıyız.

Şu da bilimsel bir gerçek: Rahat sıçamayan insanları gözlemleyiniz. Onlar biriktirmeyi seven, paylaşmaktan rahatsızlık duyan hırslı ve cimri insanlardır.

Osho da böyle diyor: Cimri insanlar rahat tuvalete gidemezler.,

Boklarını bile vermek istemezler diyor yani. "I don't give a shit!"

Özetle: Sıçamayan insan olmayın!

Nina Zilli - L'Amore E' Femmina dinledim. Hatta Eurovision yarışmasında birinci olması için puan bile göndermiştim. Olmadı, sağlık olsun.