22 Haziran 2011 Çarşamba

Hep Selim İleri

''Yazarın son kitabı çıktı'' haberini okuduktan bir gün sonra aldım kitabı Kabalcı'dan. Aslında kitapları Alkım'dan alırım, dergileri ise Kabalcı'dan, nedendir bilmiyorum, sanırım olay biraz siyasi biraz alışkanlık. (Evime yakın oldukları için olabilir mi?)

Selim İleri'nin Everest yayınlarından çıkan son kitabı ''Yağmur Akşamları''nı sıklıkla uğradığım Alkım kitabevinde bulamadım, gelmemiş o vakit, bir hışımla gittim diğer kitabevine.

Bu arada, Beşiktaş'taki Alkım'ın terasındaki kafeye hiç çıkmamıştım, kitabı alacağım zaman çıktık baktık, manzara harika, bir de bira olsa fena olmaz, değil mi?

Selim İleri...

Bu yazı edebiyat yazısı değildir, edebiyat yapmayı sevmem, bloglarında edebiyat kasanlara gıcık olurum. Bir de bloglarda ha bire melankoli takılan insanlar vardır ya, şiirler yazar, aforizma kasar. Hah! Onlar işte! Onların hepsinin kafasına tüküreyim, taam mı?

Bu yazı Selim İleri'yi nasıl tanıdığım hakkındadır. Yani, fazla bir şey beklemeyin, hele de İzmir'in bu sıcağında, hiç bir şey...

Mekan İstanbul. Selim İleri'nin ilk aldığım kitabı: Yaşarken ve Ölürken. Milliyet Sanat dergisince yılın romanı seçilmiş, o zamanlar, eskiden, ben daha planlarda yokken. Kitabın ön sayfalarına 'İstanbul 2007' yazmışım. Nereden almışım, yazmıyor.

Gazete yazılarından çok sevdiğim ve kendime yakın bulduğum Selim İleri'nin ilk okuduğum kitabı o yıllara denk geliyor, fakat kitabı hemen o yıl okumamışım.

Okumadığımı hatırlıyorum, çünkü kitaba Slovakya'da başladım, 2008 yılında, interrail yaparken okurum düşüncesiyle; saçı uzun ve oldukça kilolu bir 'backpacker'ın yolculuğuna arkadaşlık etmişti o kitap.

Yanlız, interrail yaparken nasıl okumayı planlıyordum bu kitabı, hayret! O zaman da okuyamadım tabii. Ülkeye döndükten sonra 'Yaşarken ve Ölürken'i bırakıp başka bir kitaba başladığımı hatırlıyorum. Açıkçası sarmadı beni kitap, bayağı ağır yazıyormuş yazar, o zamanki bana.

Neyse, her kitabın bir bitiş tarihi vardır. 2009 yazında, sanırım İzmir'de, bir cesaret tekrar başladığım kitabı hayranlıkla bitirdim. Ben bu kitabı nasıl okuyamamışım!

'' Eğer yeryüzünü seviyorsak ve yeryüzünün değişmesini sahiden istiyorsak; en karmaşık ilişkiden bile güzellik çıkartabilmeliyiz. O bir avuç aydın ne faşizmi simgeleyebilirdi, ne memleketin gerçek acılarını.''

''Sanat geçici, gençleri baştan çıkarıcı ve aylaklığa sürükleyici bir edim, boş bir etkinlik sayılmıştır. Sanatçıya gelince; toplumun gözünde sanatçı, düpedüz serseridir.''

'' Halk kesiminin yerli sanatla ilgilenmemesi, aydın geçinen kişileri neredeyse sevindirir.''

Bu ilk kitaptan sonra, yine 2009 yazmışım diğer kitabın ilk sayfasına: Her Gece Bodrum'a. Biraz takıntılı bir insanım, artık Selim İleri'nin bütün kitaplarını okumak istiyordum, manyakça bir fikir. Kitabı internetten almışım, kitapyurdu.

Her Gece Bodrum'u Bodrum'da okumak isterdim, nasip olmadı, ama oraya yakın bir yerde, deniz kıyısında başladım, kumsalda bitirdim kitabı. Kitabın içi yine çizik çizik ve notlarla dolu. Kitabı hala sallasam kum çıkar vallahi, beyaz kapağı siyahlaşmış.

Her Gece Bodrum'un ismi aslında "Her Gece" olacakmış ama Attila İlhan'ın ricası ve reklam kabiliyeti üzerine değiştirilmiş. Öyle ya, isim önemlidir. "Her gece Bodrum hadi kop kop kop!" diyerekten nice insanlar okumuştur bu kitabı, eminim. Her Gece olsa kim okuyacaktı ki? Sıkıcı...

1977'de Türk Dili Kurumu Roman Ödülü kazanmış kitap. (Kitap mı kazanmış, yazar mı?) Çok sevdiğim insan daha çocukken.

''Bir gün bu çocuk herkes gibi, gencelecek, kanını emdiği insanı ortalıkta bırakıp kendi hayatını yaşayacaktı.''

Bu kitaplardan sonraki Selim İleri kitaplarını hakikaten hatırlamıyorum; hangisini ne zaman okudum, nerede okudum, muallak. Tek bildiğim şey kitapların başlarında yazan tarihler.

Yalnız birkaç kitabı nerede okuduğumu hatırlıyorum.Mesela, ''Cemil Şevket Bey, Aynalı Dolaba iki El Revolver'' kitabını güneş almayan odada kalırken okuyup bitirmiştim. Kitabın başında 14 Haziran 97 yazıyor, besbelli kitabı bir sahaftan almışım, tarihin altında italyanca bir şeyler yazıyor. Ne yazdığını hiç merak etmedim, birkaç seneye İtalyancaya başlarım, o zaman okurum, kasmanın manası yok yahu.

Bu kitabı beğenmemiştim, o dönem yaşadığım mekanın durumu ve yaşamımda o dönemlerin garipliği kitabı idrak etmeme engel olmuş olabilir. Ama yine de kitap altı çizili cümlelerle dolu.

Sonra diğer kitaplar... Selim İleri hayatımda büyük yer etmiş olmalı.

Bir sahaftan ''Oburcuk Kitapları" serisini bayağı ucuza almıştım. Selim İleri'nin yemek kitapları serisidir. Ben hala okumadım gerçi; ama bayıldığını söylüyor, harika bir aşçı olan kişi.

Paramın olmadığı bir zaman, üniversitenin kütüphanesine gidip Selim İleri'nin bir kitabını okuduğumu hatırlıyorum: Dostlukların Son Günü. Hatta, kitabı o kadar beğendim ki paramı denkleştirip gidip aldım kitabı kendi kütüphaneme.

Bu yaz, arkadaşımla Konak'ta gezerken, Sezen Aksu'nun "Bakarsın Umduğundan İyi Geçer Yaz"ı ile Selim İleri'nin "Bu Yaz Ayrılığın İlk Yazı Olacak"ını karıştırdım. Nasıl yaptım bilmiyorum. Bahsetmişimdir, bende gizli salaklık var diye.

Almanya'ya gittiğimde okurum diye yanımda yine bir Selim İleri kitabı: Son Yaz Akşamı. Ufak bir kitap, bavulda çok yer kaplamasın diye kenara sıkıştırılmış.

''Çiçekleri, yaprakları göverten toprak beni istemedi. Yaşadım. Neden bitmediğini sordum ömrün. Besbelli daha uzayıp gidecek.''

Kimisi der kartpostal edebiyatı ama benim için Selim İleri bir 'yalnızlık' edebiyatıdır. Bir "handiyse"dir.

Selim İleri benim için yeni. Daha yeni tanıdım kendisini, daha doğrusu kitaplarını. 2009'tan günümüze, epey kitabını okumuşum, daha okunacak bir hazine var.

Bir konuşmasında "50 den fazla kitap yazdım, kendine edebiyatsever diyen birinin en azından bir kitabımı okumuş olması gerekir." demiş. Ego mudur yoksa, bilinmez tabii.

Dedim ya, edebiyat yapmayı sevmem, yeter bu kadar, hele bu sıcakta.

“Birçok gece vardır ki, eve kendi kendime döndüm. Hayata kendi kendime dönmeye çalışarak…”

Sezen Aksu - Şen Şarkı