14 Temmuz 2013 Pazar

Bir Başka Sihirli Lamba Cini Hikayesi: Dua

Deniz kıyısı boyunca yürüyorsun, gece vakti; karşı adalara baktıkça, adaların parıldayıp gelen titrek ışıklarına baktıkça içindeki sıkıntı sanki daha da büyüyor. "Kıskanmak mı?" diyorsun "Hayır, kıskanmıyorum! O ışıkları gördükçe, sadece, bir kızgınlık oluşuyor; o ışıklardan biri de ben olabilirdim. Yapabilirdim! Ama şimdi, yalnızım, kumsalda gezen karanlık bir herifin tekiyim! Aylak adam olmayı bile beceremedim!"

Susuyorsun ve yürümeye devam ediyorsun. Bu hikayenin baş kahramanı olmak zor iş, başına illa bir iş gelecek, biliyorsun. Bu sebeple, 
sana yazılan hedefe ulaşmak için, biraz daha yürüyorsun.

Sonunda, elbette, garip bir şey oluyor: Dalgalar kabarıyor, buz gibi bir rüzgar yakandan girerek seni ürpertiyor. "Acaba evden çıkmadan üstüme yelek alsa mıydım?" PAT! "Ahh! Ayağım!" Ayağın çok sert bir cisime çarpıyor, eğiliyorsun, cisme bakıyorsun: Alaaddin'in sihirli lambası!


"Alaaddin kim ulan?" diye yazara çemkiriyorsun. Pekala, o çarptığın şey sadece sihirli bir lamba. Haydi okşa!


Okşuyorsun, olmuyor! Etrafta bir hareketlilik yok. Elini giysine siliyorsun "Belki elim terlemiştir." Bir kez daha iyice okşuyorsun: "Eee haydi?" Maalesef, ortada cin min yok.


"Umutlanmıştın değil mi?" Arkadan davudi bir ses geliyor. Dönüp bakıyorsun, uzun bembeyaz saçlarıya haşmetli bir adam; kumsaldaki şezlonglardan birine oturmuş seni izliyor. Elinde Efes tombul bira! Üstü başı kir pas! 


Biraz çekinerek "Efendim? Anlamadım?" diyorsun. Adam besbelli delinin teki! Erkenden buradan uzaklaşsan iyi olacak!


"Umutlanmıştın değil mi çocuğum! Yıllar önce ben de o lambaya basıp tökezlemiştim. Umutlanma, içinde artık cin yok. Üç dileğimi dilediğim için işi bitti, özgürleşti gitti, geri gelmeyecek, gelmesin zaten ibne!" Yaşlı adam birasından bir usulca bir yudum alıyor, birası bitmek üzere. "Şu Efes'in tadı da bir garip, balkon demiri gibi, en iyisi Blue Moon ama burada satılmıyormuş."


"Tamam" diyorsun içinden "Adam harbiden deli. En iyisi uzaklaşayım buradan, adamcağız bana takılır kalır, delidir, bir şey yapar, zaten sıkıntıdayım, hiç uğraşamam" Adama kibarca gülümseyip yavaş yavaş yürümeye başlıyorsun. Adam arkandan bağırıyor: "Ben mi deliyim delikanlı! Sen delisin aslında sen! Lambayı bir ümitle okşadığını görmediğimi sanma. Deli olmasan yapar mıydın o hareketi?"


Evet, yaşlı adam o davudi sesiyle tam on ikiden vuruyor. Kalakalıyorsun! Harbiden sen de delisin! Bir hevesle lambaya uzanmamış mıydın? Adama dönüyorsun: "Eee amca? Neydi dileklerin? Bira için para istemedin herhalde. Ehehe ehehe!"


"Boş ver çocuk benim dileklerimi, bende saklı kalsınlar. Ama sana o en son dilediğim isteği söyleyebilirim."


"Neydi amca?" Adama biraz daha yaklaşıyorsun. Sadece denizin sakin hışırtısı ve yaşlı adamın davudi kelimeleri var etrafta. Bu dinginlik seni biraz rahatsız ediyor.


Yaşlı adam son dileğini anlatmaya başlıyor:

"Benim tecrübelerimden yararlanması gereken genç birine, o kişinin tam ihtiyacı olduğu an karşısına çıkmak ve tecrübelerimi ona aktarmak! Herhalde, çocuğum, o kişi sensin. Hele bir gel de dinle beni, hem ben kurtulayım bu beklentiden hem de sen kurtul boş boş yaşamaktan" Yaşlı adam hemen sol tarafındaki siyah poşetten bir bira daha çıkartıyor ve sana uzatıyor.


"Haydaa! Çattık!" diyorsun ama elin mahkum, hikayenin kahramanı yazarı dinlemeli, birayı alıp yaşlı adamın yanına kuma oturuyorsun. Kum soğuk.


Yaşlı ve garip bu adamın konuşmasını bekliyorsun ama kendisi susuyor. Beş dakika geçiyor, on dakika geçiyor aranızdaki tek münasebet boşalan bira şişelerini dolularıyla değiştirmek. Yarım saat boyunca tek kelime konuşmaksızın dalgaların o huzur veren sesini dinliyorsunuz. İkinci bira da bitiyor ve artık dayanamıyorsun, ayağa kalkmaya yelteniyorsun: "Biralar için çok sağ ol amca ama ben artık gidiyorum."

-Hep istekler hep istekler! Ne zaman bir nihayete vardıracaksın bu istekleri?

-Anlamadım amca, ne diyorsun?
-Çocuğum beni iyi dinle. İstekler hiç bir zaman bitmez. Mesela o lambadan cin çıksa ne dileyecektin sanki? Sağlık, para, huzur! Eğer o concon kızlardan biri olsaydın belki dünya barışı da isterdin ama insan bu üçünden başka ne ister? Söyle ne isterdin eğer cin çıksaydı lambadan?
-Eee bunu pek düşünmedim amca ama sağl....

Sözünü yarıda kesiyor yaşlı adam, uzun saçlarını tek eliyle geriye atarak: "Bir insan ne isterse odur delikanlı. Velev ki çok para istedin o zaman ben senin hakkında 'paraya takıntılı bir genç' yorumunda bulunurdum. İnsan duasında neyi istiyorsa odur delikanlı. Beni iyi dinle. Bütün isteklerin senin putlarını oluşturur ve Allah'ın dışında bütün istekler afakidir, gereksizdir."


"Bediüzzaman Said Nursi üstadımızın başından geçen bir hikaye var çocuğum, bak sana anlatayım: 

Bana talebe arkadaşlardan Molla Resûl anlatmıştı: Talebeleriyle birlikte bir gün mezarlıktan geçerken, Üstad talebelerine yola devam etmelerini, kendisinin biraz orada kalacağını söylemiş. Talelebeler gidince, yanında sadece Molla Resûl kalmış. Haliyle Molla Resûl yaşlı olduğu için Onun yanında kalmasına bir şey dememiş. Bir kabrin başında bir müddet kalmış. Aradan yarım saat kadar bir vakit geçmiş, sonra yoluna devam etmiş. Bu defa Molla Resûl Allah'a kasem ederek, Üstad'ın o kabrin başında niçin durduğunu sormuş.

"Çok ısrar edince Üstad neden durduğunu kendisine şu şekilde anlatmış:

"Saliha bir kadının mezarının yanından geçiyordum. Bu kadın hayatta iken ziynete, süse ve boncuğa biraz düşkünmüş. Dünyada iken gerdanlığı kırılmış, onu ipe dizerken vefat etmiş. Kabrinde de hâlâ boncuk dizmekle meşgul. İhtimal ki kıyamete kadar da onunla meşgul olacak.

"Kıyamet koptuğunda ne kadar çabuk kıyamet koptu. Daha boncuğumu dizip bitiremedim diyecek... Ben bunun için durup Cenab-ı Hakkın azametini seyrediyorum.
"Şimdi söyle delikanlı, boncuk ile para arasında veya boncuk ile sağlık arasında ne fark var? Boncuk da bir istek, para da bir istek, sağlık da bir istek ve bu isteklerin hepsi birer put; O'na ulaşmayı geciktiren engeller! Kadıncağız mezarda boncukla uğraşıyor da senin öldükten sonraki vaktini mezarında kazandığın paraları saymakla uğraşıyor olmayacağın ne malum? Mezarda para saymak! Bilinçsizce yapılan bir iş, ne yaptığının ve nerede olduğunun farkında olmamak!"

Bu tipteki bir yaşlı adamın bu kadar dolu olduğuna hayretler içinde kalıyorsun. "Adam ermiş falan herhalde!" diye geçiriyorsun içinden "Gerçi veliler bira içmez ama..."


"Peki amca bunları neden bana anlatıyorsun?" diye soruyorsun.

Yaşlı adam gözlerini dikmiş sana bakıyor, ürperiyorsun. Karanlık denizin ortasından bir balıkçı kayığı 'takatakataka' seslerini çıkararak hızla göz önünden uzaklaşıyor. Kayığın sebep olduğu dalgalar hızla kıyıya çarpıyor.

"Ben ermiş değilim delikanlı. Ermişler bira içmezler. Buna da bira denmez aslında, garip bir tadı var Efes'in, balkon demiri gibi, en iyisi Blue Moon!"

"Evet amca söylemiştin." diyorsun gözlerini kocaman açarak. "Bu adam kesin veli falan. Baksana düşüncelerimi okuyor!"

Yaşlı adam devam ediyor konuşmaya: "Sana bütün bunları anlatıyorum ki sen de benim düştüğüm hataya düşme çocuğum. Ben dileklerimi diledim ve pişman oldum. Dileklerimin hemen olmasını istedim ve aslında benim olamayacak şeylere sahip oldum, dolayısıyla bunları elimde tutmakta başarısız oldum. Tekrar diledim tekrar başarısız oldum. Sonunda anladım ki bütün bunlar benim gerçeğe ulaşma yolunda hedeflerimi saptıran gereksiz şeylermiş. Boşmuş, oyalayıcıymış. O son dileği ise kendim için değil, başkaları için diledim. Beni dinlesinler de tecrübelerimden faydalansınlar diye."


"Peki amca, dinliyorum işte" diyorsun. Yaşlı adam devam ediyor:

"Ne demiş Mevlana biliyor musun çocuğum?" Yine cevabını beklemeden konuşuyor: "Duanın nasıl olması gerektiğini anlatıyor: 'Allah belki milyon verecek, sen neden bir istiyorsun, deli misin?' diyor. Bu yüzden çocuğum duanda bir şey isteme. Allah'a bırak, o halleder. Hayırlısını talep et, 'sen benden daha iyi bilirsin' de, öyle dua et!"

Başını sallıyorsun: "Anladım amca" diyorsun, "Boş şeyler için dua edip mezarda boncuk saymayalım yani" 

"Hah! Bin yaşa!" diyor amca haykırarak. "Kalbi geniş bir çocuksun, anlamışsın, anlamışsıın"

Biralarınız bitiyor, şişeleri kumun üzerine bırakıp poşetten yeni biraları çıkarmaya gidiyorsun.

Yaşlı amca ise davudi sesiyle devam ediyor: "O lambadaki cini görseydin keşke! Aptalın tekiydi, beni mahvetti. Eğer anlatsaydı başıma gelecekleri önceden, diler miydim bir şey? Adeta benle dalga geçti, ne haldeyim bak görüyorsun!"

Derin bir nefes alıyor:

"Dünya bir annedir çocuğum. Cennet de buradan doğar, cehennem de! Bu Dünya'da yaşarken cenneti bulamayan ahirette de cenneti bulamaz oğlum, kimse kusura bakmasın! Burada boncuk sayarken ahirette de boncuk sayan kişi, burada cenneti bulaydı, her dem Allah ile beraber olaydı, işte o zaman o kişi öldükten sonra da Allah ile beraber olurdu. Peygamberimiz ne demiş: Öldükten sonra sevdiklerinizle beraber olacaksınız. Aman ha çocuğum boncukları veya parayı sevme. Putlarını sevme. Onları bu büyük amaç için kullan ama sevme! Dikkat et, sevmiyorum zannedersin ama öyle bir seviyorsundur ki farkına varamazsın! İşte al sana günah!"

"Amca" diyorsun, "Güzel şeylerden bahsediyorsun da elinde bira içiyorsun. Söylediğinle yaptığın bir olmuyor ki?"

Yaşla adam susuyor, derin bir iç çekiyor, sanki biraz hüzünleniyor. Neden sonra toparlanıyor ve bağırarak: "Bira mı bu be? Bira dediğin daha başka olur, içtin mi ağzında pas tadı bırakmaz!" Bir hışımla yarı dolu şişeyi denize fırlatıyor. Şişe denize düşüp kayboluyor, arkasında ses bırakmayarak.

"OSHO diye bir üstad var çocuğum, nasipse bulur dinlersin. 'Yaşam hata yapmaz diyor' bu kişi. 'Herkes yeterlidir, daha fazlasına ihtiyaç yoktur.' diyor. Anladın mı delikanlı hepsi aynı yere varıyor. İşini Allah'a bırak, fazlasını dileme, sana gerekiyorsa zaten O verecektir, veriyor da. O hep veriyor ama sen bu isteklerinle bu egolarında kendine öyle bir duvar örmüşsün ki alamıyorsun. O veriyor ama sen alamıyorsun. O'nda bir sorun yok, sorun sende."

Sankı bir şeye kızmış gibi sesini yükseltiyor:

"Gel, isteklerini bırak, dilek dilemeyi boş ver. Bu Dünya'da cennette değilsen, bil ki cevap isteklerinde. Hayatın dalgasına takıl, şükret. Farkında ol, yoksa öldükten sonra boncuk dizenlerin cennetine girersin!"

Biraz susuyor yaşlı adam, sanki senin bir şey söylemeni bekliyor, sen bir şey söylemiyorsun, sonunda amca patlıyor: "Eeee! Bir şey söylesene be çocuk! Bunca zaman seni bekledim! Söyle! 'Hiç bir şey dilemiyorum!' de!"

-Söyle!
-Tamam amca, hiç bir şey dilemiyorum!
-Daha yüksek sesle söyle!
-Hiç bir şey dilemiyorum!!!
-Tekrar söyle, bağır!
-Hiç bir şey dilemiyorum, istemiyorum, ben böyle mutluyum!!!

Yaşlı adam ufak bir duraksamadan sonra rahatsız edici kahkahalar atmaya başlıyor: "Bunlar da birer dilektir delikanlı. Aman, her neyse, ben burada işimi bitirdim. Üç kere dileğini söyledin ve hiç bir şey dilemediğini söyledin. Sen bilirsin! Ben gidiyorum! Hadi eyvallah!"

Hiç bir şey anlamıyorsun. Yaşlı adam kahkahalarına devam ederek ayağa kalkıyor, sağ tarafa doğru yürürken birden sana doğru dönüyor:

"Seni kandırdığımı düşünme çocuk! Söylediklerim gerçektir ve çok önemlidir. Ama ben çok tembel bir cinim. Yıllardır insanlar benden dilekler diledi, usandım artık. Üstelik, diledikleri dileklerden de sonradan memnun olmuyorlar. Ben de tembelliği seçtim. Sakın seni oyuna getirdiğimi sanma, biraz düşünsen farkına varacaksın senin iyiliğin için söyledim bütün bunları!"

Yaşlı adam eliyle selam işareti yapıyor ve usulca adımlarını atıyor, uzaklaşıyor.

Sen şaşkınlığını üzerinden attıktan sonra deniz kıyısındaki sihirli lambaya bakıyorsun, lamba kaybolmuş. Hemen yaşlı adamın arkasından bakıyorsun, adam kaybolmuş.

"Ne olduyor yahu?" diyorsun, hiç bir şey anlamadın. "Adam cin miymiş yani? Hassiktir!" Biraz sonra, bir kayık geçiyor ufuktan takataka seslerini çıkartarak. Karşı adaların ışıkları sanki daha parlak. Sol arka çaprazdaki bardan müzik sesleri gelmeye başlıyor. İnsanlar deniz kıyısında yürüyor. Sen ise biraz ayakta bekleyip kendine geldikten sonra elindeki bira şişesini denize fırlatıyorsun. Şişe denize düşüyor. Peşinden sarışın küt saçlı yaşlı bir kadın "Cıkcıkcık!" diye sesleniyor: "İçip içip plaja dadanıyorlar, ne zaman kurtulacağız bunlardan, baksana adam denize fırlattı şişeyi, cahiller!"

Deniz kıyısında yürümeye devam ediyorsun. Kafan hala çok karışık.