Oturdum, son oturuş, son yemek gibi, ah Da Vinci Miraç gecesinin resmini çizebilir miydin? Mutluluğun resmini çizebilir miydin?
Oturdum...
Sesler...
"Bilinmeyenler dünyasına hoş geldin sevgili dostum! Burada biz bilinmeyenlerle bilinmeyeni biliyoruz. Orada siz ancak bilinenlerle bilinmeyeni bilmeye çalışıyorsunuz. Bilinenlerle bilinenleri bilmek zaten çocuk oyuncağı."
Buddha'ya "Ey Üstad! Tanrı nedir?" diye sorduklarında "Bilmiyorum. Onun hakkında sorular sormayın, bilmiyorum" dedi "Ama size denge hakkında bir şeyler anlatabilirim!"
Kalktım ayağa...
Sesler kesildi...
Oturdum...
"Farkı bilinç oluşturur. Eğer sen 'birliği' arıyorsan bilincinle, zekanla bunu başaramayacaksın. Ne zaman aramayı bırakacaksın, ne zaman sormayı kesiceksin, ne zaman 'istenç'lerinden bıkacaksın o zaman onun hep senle olduğunu göreceksin!"
Ayağa kalktım, pencereye yöneldim. Önce sağıma sonra soluma selam verdim ve kendimi aşağıya bıraktım. Düşüyorum, hayır, uçuyorum uçuyorum uçuyorum! O kadar yükseldim ki yükseklik korkum önemsizleşti. Uçuyorum!
Bir durak var burada, ismi Sirius! Çok ama çok parlak! "Burada dinlen" diyorlar bana. Yatacak yer mi var? Her yer ateş! "Ateşler içindeyken dinlenilmez" diyorum "Hele de bu peygamber ateşinin içinde dinlenmek günah olur!"
Arkadan bir adam kötü bir kahkaha atarak çok sert bir tekme vuruyor bana. Uçuyorum, hayır, düşüyorum, düşüyorum, düşüyorum! O kadar düşüyorum ki yer altına zincirlenmiş Titanlar bana gülerek bakıyor. Düşüyorum!
"Yeter" diyorlar "Burada dinlen!" Koyu renkli taşlar döşeli bir kafedeyim, ağır kokulu müzik sesleri var, biliyorum ama duymuyorum. Siyah tahtadan bir masa başındayım. Bulunduğum yerin sağ tarafında ova bir kapı var, kafenin devamı. Meraklanıyorum, kapıdan içeri giriyorum. Her taraf devasa akvaryum, içlerinde sevimsiz sarı japon balıkları. Elimde bir anahtar var, arabamın anahtarı. Karşı masadan çok güzel bir kız kalkıyor, gözlerim parlıyor; kız yanıma geliyor: Uzun boylu, birazcık kumral. Kirli beyaz tişörtü, pas rengi kısa eteği var. Kızdan hoşlanıyorum, yüzü güzel ama kız konuşurken yüzü çirkinleşmeye başlıyor, midem bulanıyor, iğreniyorum. Alnının yanında küçük bir siyah ben. Neden sonra hormonlarım coşuyor, kızın diğer arkadaşı yanıma geliyor. Arabamın anahtarını istiyorlar, arabada beni bekleyecekler. Anahtarları veriyorum, iğrenç bir gülümseme suratımda. Etrafıma bakıyorum, akvaryumdaki bütün balıklar ölü! Yağlı suların içinde pörtlemiş gözleriyle süzülen sarı balıklar! Çığlık atıyorum! Aaaaaa! Etrafta kimse yok!
Koşuyorum, depar atıyorum, hemen yanımda komik bir palyaço beliriyor. Bağırıyorum, böyle aniden insanın karşısına çıkılmaz ki! Palyaço bana kafa atıyor, gülmüyor, gülmüyorum.
Pencere kenarındayım. Yukarı bakıyorum yıldızlar, aşağı bakıyorum kaldırımlar...
Ben hiçbirini seçmiyorum, bilincimden temizleniyorum, her şey susuyor. Oturuyorum, gözlerimi kapatıyorum, düşünmüyorum ve oradayım!