4 Ocak 2011 Salı

Kış Özlemi

Ben hep 'yaz mevsimi adamı' olarak biliyordum kendimi. Böyle, sıcaklık kavursun, gömleğin düğmelerini sonuna kadar açayım, güneş gözlüklerim etrafı yaksın, güneş batana kadar denizden çıkmayayım, kumsalda kitap okuyayım, herkes güneşi görsün yüzü gülsün falan işte.

Malum, insan doğu Karadeniz'in güzide şehirlerinden birinde büyüyünce puslu havadan, durmadan yağan yağmurdan usanıyor. Her gün yağmur, her gün bulut. İster istemez bu hava koşulları orada yaşayan insanların psikolojilerini de etkiliyor, hava hep bulutlu olunca buluttan nem kapan çok oluyor. Ama güneş öyle mi? Bir gösteriyor kendini, herkesin yüzü gülüyor anasını satayım, Güneş olmak böyle bir şey.

Karadeniz'de yetişince insan (fındık gibi) bir takım doğal güçlere sahip oluyor: Bir sonraki günün hava durumunu tahmin etmek gibi. Bu gizemli güç genellikle eğer bir sonraki gün deniz kenarına gitme planı varsa kafalarda o zaman ortaya çıkıyor çünkü havanın yüzde doksan kapalı olup güzel güzel hazırlanmış planları bok etme durumu var. Gizemli güç şöyle çalışıyor: Havanın bulutlu olmasından korkan her hangi bir üçüncü tekil şahıs kişisi geceleyin dışarı çıkar, etrafında üç kere döndükten sonra gökyüzüne baktığında bir sonraki günün nasıl olacağını görebilir. Eğer geceleyin yıldızlar gözüküyorsa 'Yarın hava güneşli olacak!' denir ve mutlu olunur. Yıldızlar gözükmezse yarından hiç umut yoktur. Bu kahinimsitrak olay meteroloji bilminin ağzına sıçmıştır çünkü hiç şaşmaz!

Doğup büyüdüğüm coğrafyadan dolayı yağmuru pek sevemedim. Bir bıkkınlık, bir usanmışlık söz konusu.

Kışları ise pek üşümem. Mesela bir gün çoğu insanın donum donum donduğu yerde benim üzerimde mont bile yoktu, yani yokmuş ben böyle olduğunu bir arkadaşın evinden çıkarken 'Senin üstünde ne vardı ya, böyle mi geldin buraya, manyak mısın?' sorusu üzerine anladım. Hatta bu gün parti çıkışında Almanya'nın soğuğunda buna benzer bir diyalog yaşadım. (Madem üşümüyosun niye Almanya'nın soğuğu diyorsun diyenler çıkabilir. Tamam kardeşim ben de insanım haliyle, kıçımın donduğu -harbiden kıçım donmuştu mecaz anlam yok burada- günler de oldu ama çoğu insana göre soğuğa karşı bir direncim vardır.)

Soğuğa karşı bağışıklığımın normalin üstünde olmasının sebebini gün geçtikçe daha çok merak etmeye başlamıştım ki artık cevabını biliyorum. Çünkü küçüklüğümden beri atkı, bere takmayı sevmiyorum ve kazaklardan nefret ediyorum (Kazak milletiyle bi alıp veremediğim yok) Vücudum direnç kazanmış. (Kazak giymeyi sevmiyorum ama Steve Jobs tarzı balıkçı yakalara bayılırım.)

Yağmuru, bıktığım için, sevmiyorum; kışları üşümediğim için yaşayamıyorum,zaten pek kar göremiyoruz e güneşe de aşığım (Thanks God it's Sunday!), o halde ben yaz mevsimi adamıyım' diye düşünüyordum.

Ama artık öyle olmadığımı biliyorum,değiştim: Kış mevsimine aşık oldum şimdi de! Deli gibi kar yağıyor, kardan adam yapabiliyorum. Şemsiye taşımak zorunda kalmıyorum. Üşüdüğümde kolayca kara işeyebiliyorum. Susadığımda kar yiyebiliyorum. Artık atkı ve bere de takabiliyorum (gerçi kazak giyemedim hala.) Bere takmak ne hoş şeymiş ya! Şimdiden bere koleksiyonuna başladım: Üç tane siyah bir tane kahverengi berem var.

Tak bereyi kafana çık dışarı oh, mis! Aman yazlar gelmesin!

P.S. Yazıyı bi kaç gün önce yazmıştım, bir kaç gün önce kışı seviyormuşum demek ki ama şu an odamdaki ısıtma sistemi yüzünden neyin altına giricem bilemedim. Evet kararımdan dönebilirim ama en azından aday olmayacağım deyip bir gün sonra başkanlığa aday olan milli Gandhi gibi paranoyak değilim. Neyse, bir 70lik daha alabilir miyim? 

Mor ve Ötesi - Kış Geliyor